Eski Çin atmosferinde toplumsal yaşam romanı
Arabanın geçemediği kestirme
酷无极 · Yapay zekâyla yazım · 9706 karakter · Yaklaşık 8 dakika
Dükkân sahibi Hong uzun keresteyi çevirip ortaya çıkarınca Xu Shen başparmağını ince bir damarın üzerine bastırdı. Damar derin değildi ama baştan sona dümdüz gidiyordu. Parçayı bütün hâlinde kesebilirse yeni çizdiği kapının kuşağına tam uyacaktı. Kereste avlusunun çırağı, Xu Shen incelesin diye bekledi. Güneş öte yana dönmüş, hâlâ olur ya da olmaz diye bir söz duymamıştı. Dayanamayıp kerestenin öbür ucunu rafa bıraktı ve ona tahtayı tutup durmamasını söyledi.
Asıl eksiği keresteden anlayacak göz değil, yüz altmış wen daha paraydı. Annesinin verdiği altı yüz wen ilk parti keresteye gitmişti. Kendi kesesinde de yemek ve kira dışındaki ufak tefek masraflar için para bırakması gerekiyordu. Uzun burguyu kaç kez eline almıştı. Birkaç gün önce onu almamış olsa bugün burada dikilip zaten yeterince iyi bir tahtayı bu kadar didik didik incelemek zorunda kalmayacağını düşünmeye hâlâ gönlü elvermiyordu.
Dükkân sahibi Hong, Xu ailesinin eski evini biliyordu. Xu Bo yalnızca ilçe merkezinde iş yapmamıştı. Dağdaki o sert kiriş de vaktiyle Hong'un babasının kereste yığınından çıkmıştı. Parası hazır değilse arka odanın kirişini takas edebileceğini söyledi. Bunca yıldır kurumuş olan ahşap küçük parçalar yapmaya birebirdi, geri taşımaya da kereste deposu bir çare bulurdu. Fiyatı yalnızca yüz altmış wen saydı, eski dostluğun hatırına kulağa hoş gelecek şişkin bir rakam vermedi, parayı almak için Xu Shen'in ileride bir iş bitirmesini de beklemeyecekti.
Xu Shen o kirişin hâlâ evin üzerinde olduğunu biliyordu. Onu sökmenin bir keresteyi kaldırıp götürmekten ibaret olmadığını daha iyi biliyordu. Arka odaya başka bir destek dikmek, kenarlarını da iyice kapatmak gerekecekti. Üstelik annesi razı olmayabilirdi. Ama eski evde artık sürekli oturan kimse yoktu. Arka oda da pek kullanılamayacak kadar nemliydi. Önündeki keresteyiyse hemen alabilirdi. Evi onarmak için gereken adımları kafasından geçirip altından kalkabileceğine kanaat getirdi. Sonra henüz fikrini sormadığı kişinin adına da “Olur,” dedi.
Keresteyi teslim alınca o “olur” sözünün bir ağırlığı oldu. Bu, içki sofrasında geleceğe dair bir fikir ortaya atmak değildi. Hong, başkasına da satabileceği uzun, sağlam ve kuru bir keresteyi onun payına ayırmıştı. Xu Shen anlaşmayı onaylamak için parmak izini bastı. Ürkütücü bir iş yaptığını düşünmedi. İleride annesiyle ilgili kısmı yoluna koyacak zamanı olacağını düşündü.
Liu Ting küçük arabayı yağ dükkânından bir günlüğüne ödünç almıştı. Taşıma ücreti on iki wen olacaktı, erken gidip erken döneceklerdi. Annesi kulübeyi açmadan önce keresteyi yerine koymak, bir yandan da Xu Shen’e bir iyilik yapmak istiyordu. Böylece ileride yağ dükkânında bir raf kırıldığında her seferinde tanımadığı birine başvurması gerekmezdi. İkisi de sırf iyilik yapmaya gelmemişti. Her biri kendince kolay görünen isteğini aynı küçük arabaya yüklemişti. Başta yük hafif görünüyordu.
Chen Sheng ikinci ayın bu seferinde Gaopu’dan ilçe merkezine geliyordu. Onlarla önce Shikou’da karşılaştı. Xu Shen’i görünce yükünü indirip keresteyi arabaya kaldırmalarına yardım etti. Kendisi de çay kulübesinin önünden geçecekti, o yolda onlarla gidip el vermeyi kabul etti. Liu Ting ona da bir pay ayıracağını söyledi ama Chen Sheng eliyle istemediğini belirtti. Karlı gecedeki sıcak pirinç lapasını hatırlamış, Xu Shen’in önünde birkaç tahta kaldırmaya fiyat biçmek istememişti. Xu Shen’in alması için bir daha üstelemesi gerekirdi ama elindeki para daha fazla ısrar etmesine elvermedi.
Ana yol Shikou'dan sonra az eğimli bir yeri dolanarak çay barınağına ulaşıyordu, tam altı li'ydi. Kestirme, Shikou'nun güney ucundan bambulu yamaca giriyor, iki li sonra barınağın bir li kuzeyinde yeniden ana yola bağlanıyordu. Böylece üç li kısalıyordu. Zhou Qiao eskiden küçük arabaların buradan geçtiğini söylemişti. Chen Sheng de tekerlek izlerini görmüştü. O tarafı gösterip hava açık, ayak altı da kuru, dedi. Liu Ting uzun keresteye bakıp virajı alabilir miyiz, diye sordu. Xu Shen hemen, ağır gider bir ucunu kaldırırsak geçeriz, dedi.
Hava gerçekten güzeldi, kar da yoktu, dağdan ansızın inen su da. Bambu gölgeleri yerde hafif hafif kıpırdıyordu. İkisi arabayı çekiyor, Chen Sheng arkadan tutuyordu. Başta her adım doğru yolu seçtiklerini kanıtlar gibiydi. Eski tekerlek izlerinin genişliği de arabaya uyuyordu. Xu Shen alnındaki teri sildi. Üç li daha az yürüyerek çay kulübesinde birkaç zıvana daha açacak vakit kazanacağını çoktan hesaplamıştı.
İlk keskin viraja vardıklarında kerestenin ucu bir bambu köküne takıldı. Küçük araba dönebiliyordu ama dışarı taşan uzun kereste kaya duvarına sürtecekti. Liu Ting durup önce bir keresteyi indirmeyi düşündü. Chen Sheng de iki seferde taşıyalım, dedi. Xu Shen yere baktı. Keresteleri indirirlerse hepsi toprağa değecek, öte yana sürükleyip yeniden yüklemek gerekecekti. Kazandıkları azıcık vakti çoktan yeni kapıya ayırmıştı, şimdi onu geri vermek istemiyordu. İkisine arabanın arkasını biraz kaldırmalarını, kendisinin önden daha kuvvetli çekeceğini söyledi.
İlk çekişte geçmedi. Bir daha çekince tekerlek taşın çıkıntısına çapraz tırmandı, araba dışa doğru yattı. Chen Sheng hemen omuz verdi. Yük onu yana doğru bastırdı, eliyle tuttuğu kereste yine de kayaya çarptı. Ses pek yüksek değildi, ama üçü de durdu. Sanki bir daha kıpırdasalar duydukları şey kesinlik kazanacaktı.
Çatlayan, dükkân sahibi Hong’un daha yeni teslim ettiği uzun keresteydi. Önce köşesinde bir yarık açılmış, sonra yarık lifler boyunca içeri yürümüştü. Xu Shen eliyle esnetti. Parça hemen kopmadı ama çatlak artık oradaydı. İçten zaten hasarlı olduğunu söyleyecekti. Söz boğazına kadar geldi, tahta köşesindeki taze, açık renkli yüzeyi görünce yuttu. Az önce kereste sahasında parçayı baştan sona eliyle yoklamış, lifleri düzgün, iyice kurumuş diye bizzat seçmişti. O yokken araya kötü bir tahta sıkıştıran olmamıştı.
Liu Ting önce yaralanan olup olmadığını sordu. Chen Sheng başını sallayıp omzundaki yükü yana indirdi. Kolunun sızısından zangır zangır titriyordu. Xu Shen hâlâ tahtaya bakıyordu. Sanki yeterince uzun bakarsa Dükkâncı Hong’un o tahtaya yakıştırdığı ‘iyi’ sözünü ona geri verebilirdi. Liu Ting sonunda biraz öfkelendi. Önce arabayla mı uğraşacaklardı, yoksa tahta kendi kendine birleşene kadar mı bekleyeceklerdi?
Keresteleri indirmek zorunda kaldılar. Geniş tahtalar çamura iyice gömülmesin diye yere iki kısa parça serdiler. Arabanın arkası taşların arasına sıkışmıştı, kaldıraç olmadan çıkmazdı. Chen Sheng köşesi çatlamış uzun keresteyi işaret etti. Xu Shen hemen bunu kullanamayız, dedi. Söz ağzından çıkar çıkmaz, sesindeki o tanıdık telaşı kendi de duydu. Sırf bir oyma kenarı bozulmasın diye bir kez bedel ödemişti. Şimdiyse yine ilk korkusu, ileride güzel görünecek bu tahtanın ezilmesiydi.
Bu kez onun yerine kimse cevap vermedi. Bir süre öylece durdu, sonunda kapının boydan boya uzanan kuşağı için kullanılmayacak kısa bir parça aldı, dayanak olacak bir taş buldu ve Liu Ting'e tekerleği tutmasını söyledi. Kısa tahtanın yüzünde baskıdan derin bir iz açıldı, araba ancak o zaman azar azar geriye çıktı. Chen Sheng'in topuğu kaydı, dizi toprağa değdi ama elini bırakmadı. Araba sonunda doğrulunca üçü de oturdu. Önlerinde bir yığın kereste vardı. Tasarruf etmeyi umdukları üç li ise arkalarında sessizce uzanıyordu.
Liu Ting güneşe bakıp bugün dönüşün çok geçe kalacağını, yağ dükkânında fıçıları indirmesini bekleyenlerin olduğunu söyledi. Xu Shen’den bir teşekkür koparmak için söylemiyordu. O gün gerçekten elinden gitmişti. Xu Shen başını salladı, kaybedilen fazladan zamanı ayrıca karşılayacağını alçak sesle söyledi. Bir gün daha on iki wen, uzun bir kereste kadar pahalı değildi. Ama bu bedel, yetiştirmek istediği iş yüzünden bir başkasının kendi işini aksattığını daha iyi anlamasını sağladı.
Chen Sheng sağlam bir ip ödünç istemek için Zhou’ların evine gitti. Zhou Qiao üçünü de toz içinde görünce önce uzun parçayla geçmenin zor olduğunu söylememiş miydim, diye sordu. Chen Sheng, sen küçük araba demiştin, dedi. Zhou Qiao da evet, küçük araba, dedi, arabanın küçük olmasıyla yükün uzun olması nasıl aynı şey olsun? Chen Sheng orada dikilip sanki kendisinin ‘cetveli elinde gördüm’ sözüne benzeyen bir başka konuşmayı dinledi. Sözlerin hepsi doğruydu ama yan yana geldiklerinde karşıdakinin söylemediği bir şeye peşinen cevap vermiş oluyorlardı.
Zhou Qiao ipi hediye etmedi, fırsattan yararlanıp yüksek bir fiyat da istemedi. Yalnızca işleri bitince geri getirmelerini söyledi. Akşam yemeğinde üçüne birkaç kâse sıcak yemek sattı, avlunun köşesinde keresteye yer verdi. Kendi sebzelerini toplamak için de yer bırakması gerekiyordu, tahtalar bütün giriş çıkışı kapatamazdı. Liu Ting çabucak yedi, bitirince evin arkasına gidip çömeldi. Xu Shen yanına gidip kerestenin kendi çıkardığı fazladan iş için olduğunu, müşterinin acele ettirmediğini söylemek istedi. Liu Ting’in yorgun sırtını görünce o zamana dek yarım ağızla anlattığı meseleyi bu kez de açıkça söyleyemedi.
Ertesi gün ana yoldan gitmeye karar verdiler. Gerçekten de geniş yerler daha çoktu. Tekerlek ara sıra batıyor ama biri yanında durup arabayı kaldırabiliyordu. Daha dönemece girmeden kerestenin savrulup birine çarpmasından korkmaları gerekmiyordu. Xu Shen geçtikleri yola baktı, bir daha uzak demedi. Dün harcamak istemedikleri gücü ve zamanı bugün li be li harcadılar.
Çay çardağına vardıklarında Daxiu tam masaların konacağı yeri ölçmeye gelmişti. Bir yığın kereste daha görünce yüzü donuklaştı. Liu teyze önce Liu Ting'e gece niçin eve dönmediğini sordu. Oğlu kereste taşımaya yardım ettiğini söyledi, başka söz etmek istemeden arabayı iade etmeye götürdü. Annesi yağ dükkânındaki bir günlük işi kaçırdığını duyunca giysisindeki tozu silkelemek için elini uzattı. Liu Ting yana çekilip bu giysi zaten evde yıkanacak, tozunu çardağın her yanına saçma, dedi.
Xu Shen çatlamış köşeyi iç tarafa çevirdi. Taşıma bitince saklamanın bir işe yaramayacağını düşünüp geri döndü ve Liu teyzeye gösterdi. Bütün gecikmeyi bu tahtaya bağlamadı. Yalnızca onu başka türlü kullanması gerektiğini, işin birkaç gün gecikebileceğini söyledi. Liu teyze eskiden insanların oturduğu duvara baktı. Uzun sıra pencerenin altına çekilmişti. Ayın on yedisinde kulübeyi açacağını boş yere söylemediğini belirtti. Xu Shen başını sallayıp söz vermeye hazırlanırken Daxiu elinde boş tencereyle dışarı çıktı. Birkaç gün sözünü ikinci kez dinlemedi.
Chen Sheng önceki gün değiştirdiği yük ipini yerden aldı. Kopan yere yaptığı yama kalındı, omzuna yeni ipten daha çok batıyordu. Bir keresinde kereste, bir keresinde yol için söz vermiş, bir keresinde de başkası adına gördüğünü söylemişti. İnsan iyi niyetini nerede durduracağını bilmeyince o da bu ip gibi her yamada biraz daha sert bir düğüme dönüşüyormuş. Bu düşünceyi Xu Shen’e açmadı, önce taşıyabileceği ufak tefek malları yeniden dengeledi. Bir dahaki sefere birinin adına konuşmadan önce, işin neresini gerçekten gördüğünü bilmesi gerektiğini söyledi.
Xu Shen barınakta kalıp köşesi çatlamış uzun keresteye baktı. Bunu artık aldığı gibi geri veremezdi. Eski evdeki kirişse annesinin sağlam durduğunu sandığı yerdeydi hâlâ. Keresteciler almaya gelmeden önce mutlaka söylemesi gerekiyordu. Yine de içinden kendine daha ileri bir gün ayırdı. Önce elindeki kapıyı bir biçime sokup sonra konuşursa belki annesinin gördüğü tek şey, onun eski evden yine bir şey alıp götürmüş olması olmazdı.
· Bölüm sonu ·
Bu kitap, Liu Changqing'in 《逢雪宿芙蓉山主人》 (Kara Rastlayıp Furong Dağı'ndaki Bir Evde Gecelemek) şiiri ve bu sitedeki özgün 《雪夜留门》 (Karlı Gecede Kapıyı Açık Bırakmak) adlı kısa öykü temelinde genişletilmiş, yapay zekâ desteğiyle yazılmış özgün bir eserdir. Kişiler, ilçe merkezi, güzergâhlar ve olaylar Tang dönemi havasını taşıyan hayalî bir dünyaya aittir; özgün şiirin çevirisi ya da şairin yaşamöyküsü değildir.
Yorumlar
Yorumlar yükleniyor…
Ne söylemek istersin?Yorumlara katılmak için giriş yap →