Ana içeriğe geç

CooLWJ'de ara

选择搜索范围,输入关键词后按回车。

Dil

Elde bir cilt

Eski Çin atmosferinde toplumsal yaşam romanı

Kimin Arka Avlusu?

酷无极 · Yapay zekâyla yazım · 9288 karakter · Yaklaşık 8 dakika

İkinci ayın dokuzuncu günü A-Sui avluda bir çam fıstığı buldu. Fıstık, Xu Shen’in üzerine ot yaprakları oyduğu örnek tahtanın arkasında saklıydı. Kokuyu alan Huangdou, burnunun ucuyla A-Sui’nin elini dürttü. A-Sui kabuğu soyup içindeki cılız taneyi kendi yedi, kabuk avucunda kaldı. Oğlu döneli iki gün olmuştu ama giysilerinde hâlâ bambuluğun çamuru vardı. Kerestenin iyi olup olmadığını sorduğunda oğlu iyi olduğunu söyledi. Yalnız o örnek tahtayı birden ters çevirip koymuştu.

Du Yin'in doğudaki odasından sabahtan beri makas sesi geliyordu. Kapının yanında üç yeni top kumaş dikiliydi. Biri çivit mavisi, biri lotus kökü rengindeydi, en sıkı sarılmış olan üçüncüsüyse gri beyazdı. Öğleden sonra doğu pazarındaki kumaş buluşmasına yetişip on gömlek örneğini Bayan Lu'ya gösterecekti. A Sui on tane sözünü duyunca önce içinden onun kazanacağı parayı hesapladı. Sonra kendi iki yüz otuz wenini hatırlayıp iğne sepetini pencere yanına çekti, birinin kendisinden yardım istemesini bekledi.

Du Yin ondan yardım istememişti. Kapıyı açıp önce Fang Guiniang'a, öğle vakti boş kalan avluyu altı önlüğü kurutmak için kullanabilir miyim, diye sordu. Guiniang'ın yeğeni Fang Xiao eşikte fasulye sayıyordu. Kendisine de kalk derler korkusuyla yerdeki fasulyeleri telaşla eteğinin cebine topladı. A Sui ömrü boyunca başkalarının çamaşırını yıkayıp kolaladığını, altı önlüğün nesinin zor olduğunu söyledi. Du Yin bunların örnek giysilerle kullanılacak temiz önlükler olduğunu, yalnızca sudan geçirip düz sermek gerektiğini söyleyecekti ama A Sui büyük tahta leğeni çoktan kuyu başına sürüklemişti.

Tahta leğen avluda ortak kullanılıyordu. Dibi çatlak olduğundan normalde yalnızca kaba bezleri durulamak için kullanırlardı. A Sui çatlağa kırık bir kiremit parçası sıkıştırıp yarım kova sıcak su döktü. Su yine çatlağın kenarından ince ince sızdı. Bu kadarcık sıcaklık bile boşa gitmesin diye leğene biraz daha sıcak su kattı. Du Yin kucağında kumaşla dışarı çıktığında yerin genişçe bir bölümü ıslanmıştı. Önlükleri suyun üzerinde yakalanmış altı beyaz balık gibi yüzüyordu.

“Mo Ying öğleden sonra almaya gelecek.” Du Yin gri beyaz kumaşı odasına geri koydu. “Onları sudan geçirdi, ben de işçiliğini ödedim.” A Sui gülüp Mo Ying hep meşgul, ben bu işi aradan çıkarıverirsem bir evin işini daha alabilir, dedi. Du Yin çömelip suyu yokladı, kaşları çatıldı. “Bu önlükler ovulmaz, sıkılmaz da. Siz şimdilik bırakın, ben gerdirme çubuklarını alıp geleyim.”

A Sui bu sözün, ellerinin yaşlandığını açıkça söylemeye çekindiği için söylendiğini düşündü. Önlüklerden birini kaldırıp güneşe tutarak kirli yer aradı. İnce bezden yapılmıştı, bel bağının ucuna iki işlemeli yaprak dikilmişti. Dikişleri seçemedi; yaklaştırınca orada leke olmadığını fark etti. Ama sıcak su çoktan kaynamış, eşya leğene konmuştu; birkaç kez ovalamazsa odun boşuna harcanmış olmaz mıydı?

Xu Shen öğle olmadan döndü. Araba tamir eden bir dükkâna iş sormaya gitmişti. İşleri yürüten adam önce birine ihtiyaç olduğunu söylemiş, sonra daha önce nerede çalıştığını sormuştu. Xu Shen cevap verince patronun dönmesini bekleyip o zaman konuşacaklarını söylemişti. Xu Shen o ses tonunu tanıyordu. Avluya adım attığında annesini sırtı kamburlaşmış hâlde önlükleri sıkarken gördü. Birkaç gündür nasıl iş aradığını hatırlayınca birden içi daraldı.

“Evin sizin şu kadarcık işinize ihtiyacı mı var?” diye sordu. Asui'nin elindeki bez durdu, su dirseğinden akıp yenine girdi. “Yok, boşum diye birine yardım ediyorum.” Belini doğrulttu, ama sırtında bir yer çekince sendeledi. Xu Shen hemen leğenin kenarından tuttu. Annesi elini itip önce kapının yanındaki tahtaları içeri almasını, başkalarının kurutacaklarını sermesine engel olmamasını söyledi.

Bunlar örnek yapmak için kullanılan kısa tahtalardı. Çay kulübesindeki uzun kerestelerden değildi. Xu Shen öğleden sonra tahtaları atölyeye götürüp bir çekmece yapmak için birleştirilip birleştirilemeyeceklerini soracaktı. Şimdi annesinin sözlerini duyunca avludaki herkes tahtalarını suçluyormuş gibi geldi. Tahtaları tek tek kaldırırken kapı kasasına vurup ses çıkardı. Du Yin odadan çıkıp yalnızca “Grimsi beyaz kumaşa dokunma,” dedi. Xu Shen bu avluda durmasının bile başkalarına engel olduğunu iyice hissetti.

Tam o sırada leğenin altındaki kiremit kayıp düştü. Ocak külüne karışan sıcak su boşalıp doğu odasının eşiğine kadar aktı. Du Yin önce kapıdaki kumaşları kucaklayıp içeri çekti, ama topuğuyla numune tahtasına bastı. Grimsi beyaz kumaşın dış sargısı ıslak kapı kasasına sürttü, üzerinde boydan boya kara bir iz kaldı. Du Yin başını eğip uzun süre baktı. Sonra kucağındakileri masaya koyup süpürgeyi almaya döndü.

Kimse bağırmadı. Ama Fang Xiao fasulye kâsesine sarılıp ağlamaya başladı, suya saçılan fasulyeleri topluyor, yine düşürüyordu. A-Sui ona yardım etmek için eğilmek istedi, dizinin altı birden sızlayınca çömelemedi. Xu Shen sızdıran leğeni kaldırdı. Su hâlâ akıyordu, annesinin altı önlüğünün bel bağları ince ip gibi burulmuş, işlemeli yaprakları buruş buruş olmuştu.

Mo Ying geldiğinde avlu sanki küçük bir sel geçirmiş gibiydi. İlk kimin işe koyulduğunu sormadı. Önlükleri tek tek açıp ıslak kumaşların arasından pürüzsüz bir bambu çubuk geçirdi ve Fang Xiao’dan öbür ucunu tutmasını istedi. Küçük kız ağlamayı unutup fasulye kâsesini dizlerinin arasına sıkıştırdı, çubuğu büyük bir ciddiyetle havada tuttu. Mo Ying işini yaparken de onun mal seçmeye çıkmış küçük bir dükkân sahibine benzediğini söyleyip güldü.

A Sui kuyu korkuluğuna tutunmuştu, bir kolu baştan aşağı ıslanmıştı. Eskiden ne kadar çok kişinin çamaşırını yıkadığını ve iyi bir kumaşı hiç bozmadığını anlatmak istedi. Söz ağzına gelmişti ki Mo Ying’in Du Yin’e sorduğunu duydu: “Pazara hâlâ yetişir miyiz?” Du Yin göğe bakıp artık yetişemeyeceklerini söyledi. Bayan Lu öğle vaktinden sonra köyüne dönecekti ve şehre bir daha ancak beş gün sonra gelecekti.

Kara leke yalnızca bohçanın dış bezindeydi, içindeki kumaş zarar görmemişti. Ama önlüklerin bel bağlarını düzeltmek, kırık beyaz kumaşı başka bir beze sarmak gerekiyordu, örnek giysinin de son düğme ilmeği eksikti. Mo Ying bütün öğleden sonrasını ayıramazdı, başka bir evin döşek ve yorganlarını yıkayacaktı. Du Yin onu alıkoymadı, başta anlaştıkları altı veni verdi ve henüz düzeltilip açılmamış iki önlüğü geri aldı.

Xu Shen bir yanda durdu, elini giysisinin içine sokup parayı yokladı, sonra geri çekti. Ne kadar verirse karşısındakinin öfkesini parayla satın alıyor gibi görünmeyeceğini bilmiyordu. Üstelik Du Yin'in kaçırdığı o kumaş pazarını birkaç wen'le geri getiremezdi. Du Yin yanından geçerken eline bir göz attı. “Dışarıdaki kurutma çubuğunu benim için yeniden sağlamca çak. Kapıya yakın olmasın, duvara çak.”

Bu işi yapmayı biliyordu. Duvardaki derzleri ölçtü, iki tahta tapa yonttu, kısa matkapla delikleri açtı. İlk delik ufalanmış tuğlaya denk gelince durup bir parmak kadar yana kaydı. Gevşek deliği kullanmadı. A Sui onun çubuğu tekrar tekrar denediğini izledi. Önlükleri burarken aklında yalnızca sularını son damlasına kadar sıkmak vardı. Birden hangisinin işi beceriyle yapmak sayılacağını kestiremedi.

Fang Xiao daha sonra suya yatırılmış fasulyeleri ayrı bir küçük kâseye koyup hâlâ filizlenip filizlenemeyeceklerini sordu. Guiniang, deneyebilirsin, önce hepsini pirinç ambarının kapısına dökme, dedi. Çocuk yedi tane seçip kırık bir kiremidin üstüne birer parmak arayla dizdi. Asui bakarken köydeki sebze tarhlarını hatırladı, tohumlar öyle dizilmez, demeden edemedi, ama uzattığı eli yarı yolda durdu. Çocuk kiremidi güneşe doğru taşıdı, Asui'nin öğretmesini beklemedi.

Xu Shen çubuğu çakınca Du Yin iki kez kuvvetlice asıldı. “İyi,” deyip bezleri almaya gitti. Xu Shen daha söyleyeceği bir şey olduğunu düşünüp merdivenin yanında bekledi. Du Yin tabureye çıkıp son önlüğü de asınca o “iyi”nin yalnızca çamaşır çubuğu için olduğunu anladı. Avludaki rüzgâr altı beyaz önlüğü birden şişirdi. Sanki altı kişi sırtlarını onlara dönmüş duruyordu. Xu Shen tabureyi tutup sabitledi. Du Yin yere inince teşekkür etti, onu daha fazla alıkoymadı.

Akşama doğru Du Yin’in odası ıslak beyaz bezlerle doldu. Örnek giysileri serecek yer kalmamıştı. İğne ipliğini alıp Fang Guiniang’ın pirinç dükkânının önüne oturdu, oradaki son ışıktan yararlandı. Kaşlarına pirinç tozu kondu. Elinin tersiyle silip düğme ilmeğini sıkılaştırdı. Güney odasında oturan A Sui, doğu odasının penceresinin karanlık olduğunu gördü. Önden gelen abaküs tıkırtısı her zamankinden uzun sürdü.

Xu Shen bir leğen ılık su getirip annesinden ıslak yenlerini değiştirmesini istedi. Ama annesi, Du Yin’in önlüklerdeki dikişlerini kaba bulduğu için mi Mo Ying’i çağırmayı yeğlediğini sordu. Xu Shen, “Hayır,” dedi. Annesi bu kez şehirde bir çamaşırı yıkamak için bile işin birkaç ayrı kişiye mi bölündüğünü sordu. Xu Shen ona uyup bu işin zahmetli olduğunu söyleyecekken gözünün önüne Zhou Tong’un bükülmeyen iki parmağı geldi.

Bakır leğeni biraz içeri itti ve “Zaten bizden çamaşır yıkamamızı istememişti,” dedi. A Sui’nin yüzündeki sıcaklık bir anda çekildi. Giysisini değiştirirken oğluna sırtını döndü; düğmeyi üç kez denedi, ilikleyemedi. Sonunda giysiyi yatağın ayak ucuna attı. Huangdou dışarı çıkacaklarını sanıp kıpırdandı; kuyruğu dikiş sepetine çarptı, birkaç iplik yumağı yere yuvarlandı.

Ertesi gün A Sui'nin dizi biraz şişti. Hekim Qi muayene etti; yine eski rahatsızlığı soğuktan nüksetmişti. Sıcak tutmasını, uzun süre çömelmemesini söyledi; tek doz ilaçla dağ yolunda yürüyebileceğine söz vermedi. Xu Shen onun adına Du Yin'den izin istemek istedi, kapıya varınca annesinin aslında Du ailesinde bir işi olmadığını hatırladı ve eli boş dönmek zorunda kaldı.

Üçüncü gün Du Yin numune giysileri yeniden katlayıp bizzat Lu ailesinin evine gitti. Başta konuşulan on parçalık işi alamadı, yalnızca dördünü üstlendi. Bayan Lu altı parçayı çoktan başka bir nakışçıya vermişti ve geri almak istemiyordu. Du Yin akşam bir kâse sıcak erişte çorbası yedi, içine özellikle bir yumurta koydu. Odasında oturup ağır ağır bitirdi, güney odasına pay vermedi, Xu Shen'i yardıma da çağırmadı.

A Sui kâseyle yemek çubuklarının sesini duyunca içine bir tuhaflık çöktü. İnsan iyi bir fırsatı kaçırınca herhâlde kendisinden daha çok üzülür sanmıştı. Du Yin ise eskisi gibi sıcak yemeğini yiyor, eskisi gibi dışarı çıkıyordu. A Sui’nin bütün o iyi niyeti ne işine yaramış ne de onu yolundan alıkoymuş gibiydi. Yakası yırtık eski gömleğini çıkarıp en kalın iplikle yamadı, artık gözünün seçemediği ince iğneye uzanmadı.

Xu Shen bütün kısa kerestelerini yatağın altına çekti. Ayakucunda ancak dar bir geçit kaldı. Gece dönerken ayağı yukarı kalkmış bir tahta köşesine çarptı, canı çok yandı. Lambayı yakıp köşeyi yontmak yerine önce elini uzatıp şablonun arkasındaki boşluğu yokladı. Annesinin topladığı çam fıstıkları artık yoktu. Artakalan kabuklar yorganın altına dökülmüştü, ne kadar silkelese de hepsi gitmiyordu.

· Bölüm sonu ·

Bu kitap, Liu Changqing'in 《逢雪宿芙蓉山主人》 (Kara Rastlayıp Furong Dağı'ndaki Bir Evde Gecelemek) şiiri ve bu sitedeki özgün 《雪夜留门》 (Karlı Gecede Kapıyı Açık Bırakmak) adlı kısa öykü temelinde genişletilmiş, yapay zekâ desteğiyle yazılmış özgün bir eserdir. Kişiler, ilçe merkezi, güzergâhlar ve olaylar Tang dönemi havasını taşıyan hayalî bir dünyaya aittir; özgün şiirin çevirisi ya da şairin yaşamöyküsü değildir.

Kitabın içindekileri · 36 bölüm
  1. Güneye Bakan O Oda
  2. Kar Eşiğe Dayandı
  3. Üçüncü kâse
  4. Kapı devrilmeden önce
  5. Yol ayrımındaki kara yazı
  6. Öğleden Sonra Şehir Kapısı
  7. Avludan ödünç alınan ateş
  8. Bedeline Denk Bir Kapı
  9. Çalınmayan Wumen Kapısı
  10. Yol tabelası öbür yüzüne çevrildi
  11. İğne sepetinin yanındaki bir çift el
  12. Kar Suyu Güney Duvarına Sızıyor
  13. Memlekete Dönüşteki Yer
  14. Cetvelde Gözden Kaçan Bir Çizgi
  15. Kapının altında kalan el
  16. Annesinin Onun Adına Söyledikleri
  17. Çay barınağında kapılık keresteler yığılmıştı
  18. Arabanın geçemediği kestirme
  19. Kimin Arka Avlusu?
  20. Bir Sırık Yük, İki İp
  21. Da Xiu tenceresini alıp gitti
  22. Kimsenin oturmadığı tabure
  23. Eski evin sözünü kim verdi
  24. Yeni Kapıyı Yağmurun İçine Koymak
  25. Henüz bırakılmamış oda
  26. Marangoz atölyesinde kalan tarak
  27. Levhada Kimsenin Adı Yok
  28. Sıcak oda ilaç değildir
  29. Duanwu Bayramı’ndan önceki o davet
  30. Satılmayan iğne sepeti
  31. Çay Sundurmasının Kendi Günleri Başladı
  32. Dağdaki O Kereste Alımı
  33. Yükü kimin elinden almalı
  34. Soğumaya bırakmak gerekmeyen bir tencere pilav
  35. Kapıyı Yaşayanlar İçin Onarmak
  36. Güneş Ne Kadar Alçaldı

Yorumlar

Yorumlar yükleniyor…

← Kitaplığa dön, sıradaki hikâyeyi oku

Temanızı seçin

Temanız tüm sitede geçerli olur.