Ana içeriğe geç

CooLWJ'de ara

选择搜索范围,输入关键词后按回车。

Dil

Elde bir cilt

Eski Çin atmosferinde toplumsal yaşam romanı

Cetvelde Gözden Kaçan Bir Çizgi

酷无极 · Yapay zekâyla yazım · 10102 karakter · Yaklaşık 8 dakika

Xu Shen kapının kenarındaki yaprak sırasının oymasını ancak yılın son ayının beşinde tamamladı. Desen çok sığdı. Işık yönünden bakınca neredeyse görünmüyordu. Açı değişince yaprak uçları ağacın kendi renginden birer birer çıkıyordu. Yanında kapının pivotunu zımparalayan Wei Ce, kıdemlisinin orayı temiz bir bezle tekrar tekrar sildiğini görünce dayanamayıp yaklaştı. Desen sahici gibi, dedi.

Xu Shen ağzıyla dokunmamasını söyledi ama içten içe çok hoşlandı. İş yapan biri yalnız teslim alanın oldu demesini istemezdi; bazen keski tutan başka birinin bu kesiğe kendisinin de emek vereceğini söylemesini daha çok isterdi. O iki kapı önce yalnız eczanenin değiştireceği yeni tahtalardı. Şimdi kimsenin istemediği bu ayrıntı eklenince sanki kendisinden de kolayca değiştirilemeyecek bir parça eklenmişti.

Taş ustası basamakları döşeyip bitirdiğini bildirmişti. Xu Shen önceki gün Wei Ce'yi bakmaya göndermişti. Genç dönünce ustanın gittiğini, kapının önünde taze harç olduğunu söyledi. Xu Shen de en önemli işleri vaktinde yetiştirdiğini sandı. Kapı taslağındaki eski işarete ve Zhou Tong'un o gün çizdiği yaklaşık yüksekliğe tekrar tekrar bakmış, son eksik parçayı kafasında tamamlamıştı. Son ölçünün eskisiyle aynı kaldığını kimse açıkça söylememişti. Ama o, üzerinde tekrar tekrar düşünmüş olmayı giderek yeniden ölçmüş olmakla bir tutmaya başladı.

A-Sui küçük bir tencere çorba getirdi. Atölyenin kapısında durup bitmiş kapıyı görünce gözleri parladı. Eli bir süre kapının yanında havada kaldı, dokunmaya kıyamadı. Önce kentte başka kaç evde böyle güzel bir kapı olduğunu sordu. Ren Quan içeriden çıkıp, teyze, önce yalnızca süsüne bakma, yerine nasıl oturacak ona bak, dedi. A-Sui gülerek Shen’inin yaptığı işin hep sağlam olduğunu, dağdaki kapılarını bir gecede onardığını ve o günden beri açmak için kaldırmaları gerekmediğini söyledi.

Wei Ce'nin elindeki zımpara taşı bir an durdu. Xu Shen, dağdaki kapıyla bu kapının aynı iş olmadığını söylemesi gerektiğini biliyordu. Söz ağzına gelmişken, annesi ne güzel gelmiş, niye hemen olmayacak şeylerden söz edeyim, diye düşündü. Çorba tenceresini alıp annesine rüzgâr almayan bir yere oturmasını söyledi, Wei Ce'yi de üç kâse bulmaya gönderdi. Genç dönerken yeninin ucu kapı taslağına sürttü. Xu Shen'in ağzından, yavaş, kâğıdın köşesi zaten düz durmuyor, bir daha ıslatma, sözleri dökülüverdi.

Ayın altısında iki kapı kanadı eczacı dükkânına taşındı. Daha tam asılmadan alt kenarın taşa değeceği belli oldu. Xu Shen çömeldi, cetvelle basamağın yüzeyini ölçtü, yüzü yavaş yavaş gerildi. Yeni taş, önceden konan alçak işaretten tam sekiz fen daha yüksekti. İlk bırakılan boşluğa göre takılırsa kapı itilir itilmez taşa sürtüp takılacak, hava nemlenip ahşap şiştiğinde hiç açılmayacaktı.

Zhou Tong iç odada malları sayıyordu. Önce bir denemelerini, eski kapıları götürmek için acele etmemelerini söyledi. Wei Ce bir kanadı tutuyordu, kolu çoktan sızlamaya başlamıştı. Önce alt kenarı rendelemeleri gerekip gerekmediğini sordu. Xu Shen oymadaki yaprak sırasına baktı. En alttaki yaprağın ucu tam rendelenmesi gereken çizginin üstüne geliyordu. Bu süs sırası işçilik ücretine hiç katılmamıştı, oysa ilk günlerde fazladan çalıştığı bütün geceler burada yatıyordu.

“Biraz daha yukarı kaldır,” dedi.

Wei Ce yerinden kıpırdamadı, üst milin dayanacağını hatırlattı. Xu Shen kendi cetveliyle yeniden ölçtü, ahşap kasayı ölçtü, mil yuvasını ölçtü. Ölçtükçe işi en kolay çözecek o rende izine dönmeye gönlü daha az razı oluyordu. Alt yatağı biraz yükseltir, üstten biraz yontarsa kapı yine düzgün durur, süsün tamamı da kalırdı. Her birinin yalnızca biraz olduğunu biliyordu ama bütün bu ‘biraz’ları, ileride kapıyı açacak aynı iki elin üzerinde bir arada düşünmemişti.

Ren Quan öğleden sonra bakmaya geldi, eli önce alt mil yatağına gitti. Yatağın henüz sabitlenmediğini duyunca ikisine işi zorlayıp yetiştirmemelerini söyledi. Bu gece kapıyı geçici bir takozla asıp sabaha kadar biçimi değişecek mi baksınlar, teslimden önce kalıcı mil yatağını taksınlardı. Zhou Tong da sabah akşam yan girişten geçebileceğini, bir gecenin fark etmeyeceğini söyledi. Kimse Xu Shen’i o gün, bitirdiği kapının sonsuza dek sağlam kalacağını ilan etmeye zorlamıyordu.

Ama Xu Shen'e dükkândan gelirken yol boyunca yeni kapının iyi olup olmadığını sormuşlardı. Annesi avluda bekliyordu, kendisi de neredeyse bir aydır bu anı beklemişti. O ince yaprakları rendeleyip alt kenarı desensiz bırakmaya razı olmadı. Ren Quan gittikten sonra üst mili bir kez daha yerine tutup baktı ve iskarpelayı vurdu. İlk talaş çıkar çıkmaz anladı, bu iz kâğıttaki kömür izi gibi silinemezdi. Kısalan tahta parçasının taşın üstüne düştüğünü duydu, yüreği de hafifçe sıçradı.

Wei Ce onun devam edeceğini görünce telaşla, bunun üst yuvaya girmeye hâlâ yeterli olup olmadığını sordu. Xu Shen yeterli olduğunu, onun alttan tutmasını söyledi. Genç, alt taraf kayarsa bütün kapının düşeceğini ekledi. Xu Shen başını kaldırıp ona baktı; o bakışta hem yorgunluk hem de yeni kapının önünde başkasının kendisine akıl vermesini istemeyen bir kıdemli çırak vardı. Wei Ce istemsizce sustu ama kapının destek tahtasını sağlamca tutmayı sürdürdü.

Alt yuvanın altına iki gevşek kama sürüp kapıyı kaldırdılar. Üst mil sonunda yuvasına girdi ve dışarıdan bakınca kapı dimdik durdu. Xu Shen bir kez itti, kapı ses çıkardı ama yeni taşa dayanmadı. Bir daha itti, ot yaprakları gölgeden aydınlığa döndü, sanki küçük bir tehlike sonunda atlatılmıştı. Elindeki kısa cetveli daha sıkı kavradı. Kapının rahatça açılması, altında hâlâ gevşek kamalar olduğunu unutturmamıştı.

Kapıyı gerçekten sağlamlaştırmak için mili yeni bir parçadan yapmak, kanatlardan birinin taşıyıcı çıtasını sökmek ve hepsini yeniden birbirine uydurmak gerekiyordu. Acele edilse bile birkaç gün daha sürerdi. Wei Ce ertesi gün atölyede önce hangi kanadı sökeceklerini sordu. Xu Shen kapının altına bakıp önce bir gece bekleyelim, dedi. Ayın yedinci günü sabahı kamaları yokladı, gevşememişlerdi. Beklemek için bir sebep daha bulmuş oldu. Eski eve bakarken yağmurun, nemin ve gelip geçmenin ahşabı azar azar gevşettiğini bilirdi. Sıra kendi yeni kapısına gelince yalnızca gözünün önündeki o tek geceye inanmak istiyordu.

O gün atölyeye yine başka acil işler geldi. Ren Quan, eczanenin kapı yatağının değiştirilip değiştirilmediğini sordu; Xu Shen artık sabit durabildiğini söyledi. Değiştirdiğini açıkça söylememişti; Ren Quan da sabit durduğunu duyunca gidip bakmadı. Kapının yanına döndüğünde, bir dahaki soruluşunda sözleri birbirini tutmaz görünmesin diye yarım bıraktığı bir cümleyi aklında tutmak zorunda olduğunu fark etti. O an, kapıyı kaldırmaktan daha yorucuydu; yine de geri dönüp sözünü düzeltmedi.

On ikinci ayın sekizinde, Laba sabahı, Asui geçenlerde memlekete dönerken giydiği giysiyi giyip özellikle kapıya bakmaya geldi. Xu Shen önce talaşları süpürdü, sonra dışarıda görünen takoz ucunu ayağının ucuyla içeri itti. Wei Ce bunu gördü, yüzü asıldı. Asui yerin ne güzel süpürüldüğünü söyledi, sonra kapının başta hangi taraftan oturmadığını sordu. Büyük kapıları takarken birkaç kez denemek gerekirmiş, öyle duymuştu.

“Ölçüleri taş yüzey yerine oturduktan sonra yeniden kontrol etmek gerekiyor.” dedi Xu Shen.

O anda her şeyi açıklığa kavuşturabilirdi. Ama annesinin gözleri güvenle doluydu; Zhou Tong da tezgâhın arkasından gelip yeniden bakılması gereken bir yer olup olmadığını sordu. Hemen söze girip birkaç gün önce Wei Ce'yi tekrar kontrol etmeye gönderdiğini, delikanlının getirdiği bilgilerin eksik olduğunu, bugün kendisinin düzelttiğini, kullanıma engel olmadığını söyledi. Sesini yükseltmeden söylediği bu birkaç cümle, kapıdaki kendisine ait her keski izini ansızın biraz başka bir gencin üzerine itmişti.

Wei Ce elini kapı kuşağından çekip kendisine yalnızca taş ustasının gidip gitmediğine bakmasının söylendiğini belirtti. Xu Shen sözün devamını ondan önce aldı. Biliyorum, o gün sen de meşguldün, önce tezgâhtaki tahta artıklarını topla, teyzenin ayağına dolanmasınlar, dedi. A Sui müşterinin önünde tartışmalarından çekinip çocuğun daha yeni öğrendiğini, Shen gözetirse aksilik çıkmayacağını söyledi. İyi bir şey söylediğini düşünüyordu. Wei Ce duyunca kulaklarının dibi yavaş yavaş kızardı. Sonunda tahta parçalarını kucağına alıp arka avluya çıktı.

Zhou Tong kapıyı tutup birkaç kez denedi. Gerçekten eskisinden hafifti ve kilidi sıkıca kapanıyordu, o yüzden o sözlerin peşine düşmedi. Xu Shen alt yatağın kamalarına kimsenin dokunmamasını söylemek istedi ama bunu söylerse kapının hâlâ ayağın çarpabileceği bir parçaya dayandığını da söylemiş olacaktı. Sonunda yalnızca yağmurdan sonra kapının altında çerçöp birikmemesini, oranın süpürülmesini söyledi. Zhou Tong, bütün yeni kapılara böyle bakmak gerekiyormuş gibi başını sallayıp kalan ödemeyi almak üzere tezgâha gitti.

Bin iki yüz wen sayılıp tamamlanınca Xu Shen parayı kesesine koydu, ama beklediği ferahlığı duymadı. Meğer o an gerçekten geldiğinde hâlâ kapının yanında durması, insanların işini övmesini dinlemesi ve o övgüyü taşıyabilmesi gerekiyormuş. Başparmağını kesenin ağzına bastırıp annesine gülümsedi. Asui de gülümsedi, elindeki boş çorba tenceresini bile her zamankinden daha düzgün tutuyordu. Wei Ce arka avludan çıktı, parayı gördü ama altı günlük ücretinin ne zaman ödeneceğini sormadı.

Dükkâna dönerken Xu Shen gence açıklama yapmak istedi. Söz ağzına gelince, açıklarsa az önce bilerek yanlış konuştuğunu da kabul etmesi gerekeceğinden korktu. Tarağı verdin mi, diye sordu. Wei Ce verdim, dedi. Kız kardeşin beğendi mi, diye sordu. Genç beğendi, dedi. Bu iki sorudan sonra konuşmadılar. Eskiden bu yol uzun gelmezdi. O gün her adımda ötekinin önce konuşmasını bekler gibiydiler. Sonunda ikisi de beklediğini duymadı.

Ren Quan kapının teslimini dinledikten sonra yalnızca müşterinin kabul edip etmediğini sordu. Xu Shen etti deyince ustası, bundan böyle kendi başına iş üstlenmenin bir süre el becerisi gösterip bitirmekle olmadığını bilmesi gerektiğini söyledi. Wei Ce pencerenin altında oturmuş, bir tahta parçasını zımpara taşıyla düzeltiyordu. Başını kaldırmadı. Xu Shen birden, çırağın bu sözün anlamını kendisinden önce kavramış olabileceği duygusuna dayanamadı. Parasını çıkarıp yardım ücretinin başta anlaştıkları gibi ödeneceğini, yarın alabileceğini söyledi. O gün parayı gerçekten vermedi. Aklında önce alması gereken birkaç alet daha vardı.

O öğleden sonra kendine dört yüz seksen vene uzun bir matkap aldı. Sapı atölyedekinden yeniydi, ele değdikçe terden oluşan parlaklık henüz yoktu. Matkabı kucaklayıp dönerken dükkân sahibi ona Usta Xu diye seslendi, ilk kez kendi üstlendiği işi başarıp başarmadığını sordu. Xu Shen başardığını, kapının Ji’an Eczanesi’nde durduğunu, oradan geçerken görülebileceğini söyledi. Bu söz ağzından çıkınca nihayet sokakta eskisinden daha dik yürümenin tadını biraz duydu.

Bir de annesinin sonraki üç aylık kirasını ödedi. Fang Guiniang’a üç yüz altmış wen verdi. Ev sahibi övgü yağdırmadı, yalnızca ödemenin hangi günleri kapsadığını yazdı. Yaşlı hanım burada rahat ediyorsa yeterdi. A Sui önce bu kadar uzun süre için ödeme yapmasına gerek olmadığını söyledi. Paranın kapı işinden geldiğini duyunca üstelemedi. Oğlunun getirdiği yeni matkabı baştan aşağı süzdü. Parmağı soğuk demirin yanında durdu. Bundan böyle Ren Usta’dan ödünç almasına gerek kalıp kalmayacağını sordu.

“Artık benim,” dedi Xu Shen.

Annesi başını sallayıp yeni burguyu nem almayan tarafa koydu. Xu Shen o uzun burguya bakarken kendini ustasının kapısından dışarıya küçük bir adım atmış gibi hissetti. Yalnız, yemekten sonra aklına eczane gelince ayağının altı birden tekmeyle yerine ittiği o iki gevşek takozu hatırladı. Yarın gidip bir bakarım, diye düşündü. Bir bakmak zor değildi. Kapı bir gece sağlam durmuştu, bir gece daha dayanırsa belki oymayı sökmeden bir yol bulabilirdi.

· Bölüm sonu ·

Bu kitap, Liu Changqing'in 《逢雪宿芙蓉山主人》 (Kara Rastlayıp Furong Dağı'ndaki Bir Evde Gecelemek) şiiri ve bu sitedeki özgün 《雪夜留门》 (Karlı Gecede Kapıyı Açık Bırakmak) adlı kısa öykü temelinde genişletilmiş, yapay zekâ desteğiyle yazılmış özgün bir eserdir. Kişiler, ilçe merkezi, güzergâhlar ve olaylar Tang dönemi havasını taşıyan hayalî bir dünyaya aittir; özgün şiirin çevirisi ya da şairin yaşamöyküsü değildir.

Kitabın içindekileri · 36 bölüm
  1. Güneye Bakan O Oda
  2. Kar Eşiğe Dayandı
  3. Üçüncü kâse
  4. Kapı devrilmeden önce
  5. Yol ayrımındaki kara yazı
  6. Öğleden Sonra Şehir Kapısı
  7. Avludan ödünç alınan ateş
  8. Bedeline Denk Bir Kapı
  9. Çalınmayan Wumen Kapısı
  10. Yol tabelası öbür yüzüne çevrildi
  11. İğne sepetinin yanındaki bir çift el
  12. Kar Suyu Güney Duvarına Sızıyor
  13. Memlekete Dönüşteki Yer
  14. Cetvelde Gözden Kaçan Bir Çizgi
  15. Kapının altında kalan el
  16. Annesinin Onun Adına Söyledikleri
  17. Çay barınağında kapılık keresteler yığılmıştı
  18. Arabanın geçemediği kestirme
  19. Kimin Arka Avlusu?
  20. Bir Sırık Yük, İki İp
  21. Da Xiu tenceresini alıp gitti
  22. Kimsenin oturmadığı tabure
  23. Eski evin sözünü kim verdi
  24. Yeni Kapıyı Yağmurun İçine Koymak
  25. Henüz bırakılmamış oda
  26. Marangoz atölyesinde kalan tarak
  27. Levhada Kimsenin Adı Yok
  28. Sıcak oda ilaç değildir
  29. Duanwu Bayramı’ndan önceki o davet
  30. Satılmayan iğne sepeti
  31. Çay Sundurmasının Kendi Günleri Başladı
  32. Dağdaki O Kereste Alımı
  33. Yükü kimin elinden almalı
  34. Soğumaya bırakmak gerekmeyen bir tencere pilav
  35. Kapıyı Yaşayanlar İçin Onarmak
  36. Güneş Ne Kadar Alçaldı

Yorumlar

Yorumlar yükleniyor…

← Kitaplığa dön, sıradaki hikâyeyi oku

Temanızı seçin

Temanız tüm sitede geçerli olur.