Ana içeriğe geç

CooLWJ'de ara

选择搜索范围,输入关键词后按回车。

Dil

Elde bir cilt

Eski Çin atmosferinde toplumsal yaşam romanı

Annesinin Onun Adına Söyledikleri

酷无极 · Yapay zekâyla yazım · 10496 karakter · Yaklaşık 8 dakika

A Sui atölyeye ikinci kez, on ikinci ayın on birinci günü sabahı geldi. Önceki gece eve dönünce Wei Ce’nin birkaç tahta parçasına sarılıp tek kelime etmeden duruşunu düşünüp durdu. Oğlunun uğradığı haksızlığı bir tek kendisi bilmemeliydi. Kahvaltı kaplarını her zamankinden daha dolu getirmişti. Kapıya varınca önce gence bir kâse uzattı. Sesi hâlâ yeterince yiyememiş bir küçüğe göz kulak olmaya gelmiş gibiydi.

Wei Ce zaten yemek yediğini söyledi. A Sui nezaketen öyle dediğini sanıp kâseyi biraz daha yaklaştırdı; ağabeyiniz bugünlerde çok meşgul, sizin gözünüz iyi görüyor, yanında biraz daha dikkat ederseniz işi kolaylaşır, dedi. Genç “yanında” sözünü duyunca elini masanın üzerinde durdurdu, kâseyi almadı. Xu Shen iç odadan duyup çıktığında annesi o küçük taraktan söz etmeye başlamıştı bile. Evdekilerin beğenmesi güzeldi ama yine de önce yapılması gereken işi iyi yapmak gerekirdi.

“Teyze, bıçağı yanlış vurduğum bir yer gördünüz mü?” diye sordu Wei Ce.

A Sui ondan böyle bir cevap beklemiyordu. Kâse havada kaldı, çorbanın kenarı hafifçe dalgalandı. Wei Ce sesini yükseltmemişti. Bu yüzden A Sui onun çıkışını bir çocuğun huysuzluğuna da veremedi. Yalnızca bıçağı sormaya gelmediğini söyledi. Xu Shen hemen gelip kâseyi aldı, annesini bir kenara çekmek istedi ama onun bir söz daha eklediğini duydu. Usta kardeşin içi dışı bir insandır, bir şey olduğunda konuşmayı sevmez, sen de her şeyi unutmuş gibi davranma.

Wei Ce ancak o zaman gözlerini kaldırdı. Tam da hatırladığı için kendisine söylenmemiş bir işi üstüne alamayacağını belirtti. Küçük taraktan bir daha söz etmeden tezgâhta duran, ölçüsü alınmış tahtayı kaldırıp avluya çıktı. A Sui olduğu yerde kaldı, sırtına bir sıcaklık yayıldı. Sanki fazla konuşan kendisi değilmiş de bu genç, atölyede ona bir büyüğe gösterilmesi gereken saygıyı esirgemişti.

Xu Shen annesine oracıkta, ondan yeniden ölçmesini ben istemedim, demedi. Çorbayı bıraktı, önce bir şeyler yiyelim, sonra kapıyı sökeriz, dedi. Annesi oğlunun hâlâ kendi yanında durduğunu görünce az önce yalnızca anlayışlı bir karşılık alamadığını daha da kesin düşündü. Oysa kendi gözünde anlayış dediği şey, Wei Ce'nin kulağına, başkasının yere düşmesine izin verilmeyen itibarını sırtında tutması isteniyormuş gibi gelmişti.

Ren Quan meseleyi anlayınca ertesi gün yüz yirmi wen'i önce Wei Ce'ye verdi. Bunu cömertliğinden yaptığını söylemedi. Xu Shen'e parayı geri ödemesi gerektiğini, kendi başına iş aldığında yanında çalışanı kendi itibarı düzelene kadar bekletemeyeceğini söyledi. Xu Shen başını salladı. Wei Ce parayı sayıp kaldırdı ve dükkânda o güne düşen pencere işine döndü. Parasını almıştı, ama omuzları eskisi gibi gevşemedi. Eskiden eğri büğrü bir oyma desenini gösterip kıdemli çırağa kuşa benziyor mu diye sorardı.

Bozuk kapı daha fazla bekleyemezdi. Ren Quan’la Xu Shen kısa gelen mil parçasını söküp yerine yekpare, kuru bir tahta koydular, alt yuvasını yeniden ayarladılar. Önce rendelemeye kıyamadığı o sıra ot yaprağının yarıdan fazlası söküp takarken gitti. Xu Shen rendeyi kendi eliyle vurdu. Talaş kat kat kalktı. Önce yaprak uçları, sonra geceler boyu uğraştığı o sığ kavis kayboldu. Tahtanın altı yine tahtaydı. Onun içi acıyor diye kapı azıcık daha sağlam kalmayacaktı.

Ren Quan onarım malzemesinin bütün yükünü Xu Shen’e yıkmadı. Kendisi de kapının sağlam durduğunu duyunca kontrole gelmemiş, geçici takozların bir gece kalmasına izin vermişti. Usta ve dükkân sahibi olarak üstüne düşen payı çırağını azarlamakla kapatamazdı. Gereken malzemeyi o verdi, Xu Shen de ayrıca ücret almadan emeğini koydu. Ayın on üçünde kapıyı olması gerektiği gibi yeniden yerine taktılar.

Zhou Tong kapıyı sağlam eliyle kontrol etti. Önce alt mil yatağına baktı, ikisinden kapıyı birkaç kez açıp kapamalarını istedi. Sonra kendisi dışarıda durup kanadın üzerine doğru eğilip eğilmediğine baktı. Kapıyı teslim aldığı günkü gibi elini uzatıp tutmaya cesaret edemiyordu, bütün bedeniyle arada biraz mesafe bıraktı. Xu Shen o mesafeyi görünce birden Zhou Tong'un kendisine çıkışmasını çok istedi. Azarladıktan sonra gelip kapıya bir kez dokunması bile, güvenip yaklaşamamasını seyretmekten daha az acı verirdi.

Kapı tam kapanınca Zhou Tong bu seferlik böyle kalsın, bir şey daha eklemeyin, dedi. Xu Shen baharda yapılacak pencereden söz etti, Zhou Tong yine şimdilik dokunmayın, diye cevap verdi. Elindeki sargı değiştirilmişti ama şişlik bir anda inmemişti. Müşteri içeri girdi diye eli yaralı değilmiş gibi davranamazdı. Xu Shen sonunda sağlam yapılmış bir kapının yanında dururken daha önce üstlenmeyi düşünmediği sonuçla ilk kez gerçekten karşılaştı: Bazı şeyler onarılıp sağlamlaştırılsa da insan nasıl acıdığını hatırlıyordu.

Chen Sheng arka avluda sepetleri topluyordu. Bahar için yapılacak pencere işinin hâlâ durduğunu duyunca Zhou Tong’un insana hatasını düzeltmesi için pek az fırsat verdiğini düşündü. Omzunda yük taşıyan bir adam olarak sözünün pek ağırlığı olmadığını biliyordu. Yine de Xu Usta’nın aslında titiz olduğunu, genç ustanın da sık sık ölçü çubuğuyla geldiğini söylemeden edemedi. Bu son sözü söyler söylemez kendi içinde bir boşluk hissetti. Wei Ce’nin ölçü çubuğuyla geldiğini, kapının önünden geçtiğini görmüştü. Ama çubuğun yeni taşın üstüne mi yoksa teslim edilen kısa bir tahtaya mı konduğunu kendi gözüyle görmemişti.

Zhou Tong ona nereyi ölçtüğünü gördüğünü sordu. Chen Sheng cevap veremedi. Dikkatle bakmadığını, adamın sadece oraya geldiğini söyleyiverdi. Zhou Tong, gelmiş olmasının ölçüyü doğru aldığı anlamına gelmediğini söyledi ve daha fazla sormadı. Chen Sheng’i kovmamışlardı, sonraki sepetleri de hâlâ getirebilirdi. Yine de kendini düpedüz azar işitmiş olsa duyacağından daha huzursuz hissediyor, az önce sözünde açık kalan yeri kapatmak için bir şey daha söylemek istiyordu.

Chen Sheng, Xu Shen'i bulmaya gittiğinde arkadaki çırak sözü çoktan, Chen Sheng de Wei Ce'nin ölçü almaya geldiğini görmüş, diye aktarmıştı. Xu Shen duyduğunda hemen düzeltmedi. Chen Sheng'in kendisine yardım etmek istediğini, başkalarının önünde bu iyi niyeti boşa çıkarmanın doğru olmayacağını düşündü. İçinin daha derin bir yerinde de böylece bütün yükün yalnızca kendi üstünde kalmayacağını hissediyordu. Chen Sheng yanında durmuş, sözün kendi gözleriyle gördüğü şeyin ötesine geçtiğini dinliyordu. O da hemen peşinden gidip sözünü geri almadı.

A Sui yine yanlarına geldiğinde sözün yarısını duydu. Öncesini sonrasını bilmiyordu, yalnızca sabah söylediklerinin belki de yanlış olmadığını düşündü. Oğlu mahcup olmasın diye Wei Ce’yle yeniden tartışmaya gitmedi ama doğruluğu kanıtlanmamış bir düşünceyi içine daha sıkı yerleştirdi. Yemeği sıcak tutan küp boşalmıştı, eve götürürken hâlâ ağırdı. Sanki pek çok kişinin açıkça söylemeye yanaşmadığı küçük bir tahta parçası eklenmişti içine.

Eski kapı sağlamlaştırıldığına göre işlerin yavaş yavaş ilerlemesi gerekirdi. Xu Shen ise tutup başka bir kapı taslağı çizmeye başladı. Önceden tam silinememiş kömür tozunu yayıp yepyeni bir kapı düşündü. Mili daha uzun, yatağı daha sağlam olur, oyması da daha ince işlenebilirdi. Zhou Tong onarımla işi geçiştirmediğini görürse belki bahar pencerelerini yine ona verirdi. İnsanlar eczanenin önünden geçmeye devam ettikçe en azından o ince ot yaprağının bozuk bir kapı yapmak için oyulmadığını hatırlayabilirlerdi.

Zhou Tong bu yeni kapıyı hiç istememişti. Ren Quan da ona sağlamlaştırılan eski kapının işe yaradığını, müşteri ek iş istemiyorsa şimdilik yapmamasını hatırlatmıştı. Xu Shen bunları duydu ama olduğu yerde durursa insanların onu sonsuza kadar devrilen o kapıyla anacağını düşünüyordu. Daha büyük bir iş yapmak istiyordu. Böylece insanlar onu yalnızca kusuruyla görmez, annesi de başkalarının yanında yine başı dik konuşabilirdi.

A Sui oğlunun birkaç gecedir uyumadığını görünce kendisi de telaşlandı. Oğlu odayı ilk kiralamaya gittiğinde yanında değildi ama parayı nasıl azar azar biriktirdiğini biliyordu. Ayakkabı tabanları delindikçe yamalanır, pamuklu ceketinin her yıl hâlâ sıcak tuttuğu söylenir, dağa götürdüğü pirincinse iyisi seçilirdi. Şimdi tek bir kapı yüzünden atölyedeki yeri bile daralmış gibiydi. A Sui buna bakamıyordu. O yerin ancak başka bir yeni kapıyla geri alınıp alınamayacağını sormadı.

Ayın on dördünde A Sui sakladığı parayı çıkardı. Sekiz yüz otuz wen’i önceden saymıştı. Altı yüzünü ayırınca iki yüz otuz kaldı. Üçer yüzlük iki diziyi eski bir beze sarıp el sepetinin dibine koydu. Sepet elinde bir tencere pilavdan ağırdı. Pirinç dükkânının önünden geçerken dükkân sahibi her zamanki gibi bir şey alıp almayacağını sordu. Başını salladı. Sanki kimsenin bilmemesi gereken uzak bir yolculuğu adamın gözünden saklıyordu.

Ren Quan onun yeni kapı için kereste almak istediğini duyunca önce eski kapının onarıldığını, yeniden para harcamasına gerek olmadığını söyledi. A Sui’nin inanmadığını görünce daha açık konuştu: Altı yüz wen uygun kuru kereste almaya yeterdi, gelecekteki bütün işleri satın almaya yetmezdi, Zhou Tong’un oğlunun hediyesini kabul edeceğinin güvencesi de değildi. Bir annenin bütün umutlarını üstlenmek istemiyordu. Öte yandan atölyenin gerçekten kereste satması gerekiyordu, insan sırf yufka yürekli diye karnını doyurmaktan vazgeçemezdi.

A Sui başını salladı, anladığını söyleyip parayı şimdilik oraya bıraktı. Kulağına giren kuru kereste ve yeniden yapabilmekti, güvence verilemeyeceği kısmıysa içine almıyordu. Ren Quan parayı almadan önce, bu partide yalnızca kereste sattığını, dış köşeyi ikinci ayın beşine dek ödünç verebileceğini söyledi. Yeni mal gelince orayı boşaltmak gerekecekti, eski tanışıklığın hatırına kereste sonsuza dek orada yığılamazdı. A Sui yine peki dedi. Shen’ine hâlâ kereste satmaya razılarsa onu büsbütün gözden çıkarmamışlardı demek.

Xu Shen dönünce yeni kerestelerinin yanında annesinin bez bohçasını gördü, kimin getirdiğini ilk bakışta anladı. Onu dükkânın dışına çekip senin paranı kullanmayacağımızı konuşmamış mıydık, dedi. Asui şu anda ne kadarın var, diye sordu. Xu Shen sustu. Asui yetmezse kendisinin bir yol daha bulabileceğini söylemeye başladı, ama sözünün ortasında bohçada gerçekten yalnızca iki dizi kadar bozuk para kaldığını hatırladı. Ardından söyleyeceklerine artık kendi de pek güvenemiyordu.

Parayı geri vermek istiyordu. Elini bohçanın köşesine bastırdı ama kaldırmadı. Altı yüz wendi bu. Bir öğün yemek veya evine sığınan biri için birkaç dikiş atıp sonra gülümseyerek yoluna devam etmek gibi değildi. İleride geri vereceğini söyledi. Annesi ise önce geri ödemeyi düşünmemesini, bir an önce kapıyı yapmasını söyledi. Gözlerini ondan ayırmıyordu. Sanki o elini uzatır uzatmaz, eskiden her ahşap işini hakkıyla yapan oğlunu yeniden sıkıca tutabilecekti.

Sonunda başını salladı. Parayı almak omuzlarını pek hafifletmemişti. Annesinin o inancı tam yeni malzemenin üzerine basıyor, işi bitirse de belki kimsenin bakmak istemeyeceğini söylemesini daha da güçleştiriyordu. Ren Quan içeriden çıkıp mevcut çalışma tezgâhını işgal etmemesini hatırlattı. Bu birkaç parçayı şimdilik dış köşede saklayabilirdi, gerçekten çalışacaksa başka yer bulmalıydı. Xu Shen annesine baktı; onun da bu sözü, kendisinin daha önce sandığı gibi burada kalmasına izin verilmesi olarak anlamadığını ancak o zaman fark etti.

Nanhuai Sokağı’na dönerken A Sui dış sundurmanın anahtarını çıkardı. Önce Liu Teyze’nin bahar başında ondan pencereyi onarmasını istediğini söyledi. Kulübe boştu, birkaç kereste koymanın sakıncası olmazdı. Xu Shen bunu Liu Teyze’yle konuşup konuşmadığını sordu. A Sui, anahtarı bile ödünç verdiğini, zaten yabancı sayılmadıklarını söyledi. Hem pencere de onarılacaktı. Xu Shen bunları dinleyince bir daha sormanın dostunu fazla hesapçı saymak gibi olacağını düşündü. Yeni keresteyi nereye koyacağına dair kaygısını şimdilik bastırdı.

O gece Xu Shen kâğıda eskisinden daha düzgün bir kapı çizdi. Ot yapraklarının yanına incecik bir su deseni ekledi. Yağmur geçince ahşabın renginin nasıl olacağını düşündü, ardından annesinin sepetinin dibindeki iki dizi parayı hatırladı. Kâğıdı çevirdi, arkası bembeyazdı. Birden bakmaya devam etmek istemedi, yeniden ön yüzünü çevirip üzerine tahta ağırlığı koydu. Pencerenin dışında biri eve döndü, kapıyı iterken bir ses çıktı. Xu Shen duyduğunda yine ilk düşündüğü, kendi kapısı için insanların ne zaman yeniden iyi diyeceğiydi.

· Bölüm sonu ·

Bu kitap, Liu Changqing'in 《逢雪宿芙蓉山主人》 (Kara Rastlayıp Furong Dağı'ndaki Bir Evde Gecelemek) şiiri ve bu sitedeki özgün 《雪夜留门》 (Karlı Gecede Kapıyı Açık Bırakmak) adlı kısa öykü temelinde genişletilmiş, yapay zekâ desteğiyle yazılmış özgün bir eserdir. Kişiler, ilçe merkezi, güzergâhlar ve olaylar Tang dönemi havasını taşıyan hayalî bir dünyaya aittir; özgün şiirin çevirisi ya da şairin yaşamöyküsü değildir.

Kitabın içindekileri · 36 bölüm
  1. Güneye Bakan O Oda
  2. Kar Eşiğe Dayandı
  3. Üçüncü kâse
  4. Kapı devrilmeden önce
  5. Yol ayrımındaki kara yazı
  6. Öğleden Sonra Şehir Kapısı
  7. Avludan ödünç alınan ateş
  8. Bedeline Denk Bir Kapı
  9. Çalınmayan Wumen Kapısı
  10. Yol tabelası öbür yüzüne çevrildi
  11. İğne sepetinin yanındaki bir çift el
  12. Kar Suyu Güney Duvarına Sızıyor
  13. Memlekete Dönüşteki Yer
  14. Cetvelde Gözden Kaçan Bir Çizgi
  15. Kapının altında kalan el
  16. Annesinin Onun Adına Söyledikleri
  17. Çay barınağında kapılık keresteler yığılmıştı
  18. Arabanın geçemediği kestirme
  19. Kimin Arka Avlusu?
  20. Bir Sırık Yük, İki İp
  21. Da Xiu tenceresini alıp gitti
  22. Kimsenin oturmadığı tabure
  23. Eski evin sözünü kim verdi
  24. Yeni Kapıyı Yağmurun İçine Koymak
  25. Henüz bırakılmamış oda
  26. Marangoz atölyesinde kalan tarak
  27. Levhada Kimsenin Adı Yok
  28. Sıcak oda ilaç değildir
  29. Duanwu Bayramı’ndan önceki o davet
  30. Satılmayan iğne sepeti
  31. Çay Sundurmasının Kendi Günleri Başladı
  32. Dağdaki O Kereste Alımı
  33. Yükü kimin elinden almalı
  34. Soğumaya bırakmak gerekmeyen bir tencere pilav
  35. Kapıyı Yaşayanlar İçin Onarmak
  36. Güneş Ne Kadar Alçaldı

Yorumlar

Yorumlar yükleniyor…

← Kitaplığa dön, sıradaki hikâyeyi oku

Temanızı seçin

Temanız tüm sitede geçerli olur.