Eski Çin atmosferinde zanaat ve toplumsal ilişkiler üzerine uzun roman
Ay Işığında Makas
酷无极 · Yapay zekâyla yazım · 10472 karakter · Yaklaşık 8 dakika
Gu Qing sabah erkenden ince boyunlu bir şişe buldu. Önce ılık suyla çalkalayıp temizledi, sonra pencerenin yanında ters çevirdi. Şişe büyükannesinden kalma eski bir eşyaydı. Ağzının kenarında ufak bir çentik vardı. İpek çiçek konunca görünmüyor, ama su ancak şişenin yarısına kadar doldurulabiliyordu. Bambu sepetten birkaç ıslak bez daha bulup çıkardı. Yalnızca bir dal kesse, tomurcuklar da suya kavuşsa, ağacı taşırken belki elinde bir şeyler kalırdı.
Shen Su bunları görüp neyi yıkayacağını sordu. Gu Qing dün dökülen çiçeklerin çamura bulandığını, onları bir daha sudan geçirmek istediğini söyledi. Büyükannesi şişenin ağzına göz attı, yalanını yüzüne vurmadı, yalnızca ıslak bezleri beyaz ipeğin altına sıkıştırmamasını söyledi. Odadaki en beyaz ipek parçası henüz kesilmemişti. Gu Qing onu alırken paraya çok kıymış, iyi kumaş da sahibinin yoksul olup olmadığını anlayabilirmiş gibi, ona dokunmadan önce ellerini yıkamıştı.
Vazoyu alıp evden çıktı, çiçekçilere kesilmiş dalları nasıl canlı tutacağını sormak istiyordu. Batı Pazarı’nda sebze satanlar çiçek satanlardan çoktu. Kış tezgâhlarında sebzelerin yaprak kenarları kıvrılmıştı ama turpların üstünde hâlâ toprak vardı. Sık sık çam dalı satan Qi Nine’yi buldu. Qi Nine bir dalı sudan kaldırıp müşterinin istediğinin önündeki bir iki gün güzel görünmesi olduğunu söyledi. Yılbaşından sonra da ağaçtaki gibi kalmasını bekliyorlarsa kendisinin öyle bir hüneri yoktu.
Gu Qing dalda çok tomurcuk varsa ne olacağını sordu. Nine Qi de tomurcuk çok diye bunun kazanç sayılıp sayılmayacağını sordu, tek dalın suyu elbet bir yerde tükenirdi. Pek nazik konuşmamıştı ama eli çabuktu. Sebze yükünden kısa bir kırık bambu borusu çekip Gu Qing'e uzattı, dal bulursa bunu kullanmasını, güzel şişesini kırmamasını söyledi. Gu Qing boruyu alınca ince boyunlu şişeyi başından beri ne kadar sıkı tuttuğunu fark etti. Şişenin dibi avucuna değe değe ısınmıştı.
Sokağına dönmeden önce pazarın doğu ucundan dolaştı. Ding Fengquan yağ satan birinin fiyat listesini yazıyordu. Tezgâhının yanında köşesi çatlamış bir tahta levha vardı, üzerindeki iki karakterden birini tanıyordu. Yaklaşıp ötekinin “换” (değiştirmek) mi, “借” (ödünç almak) mi olduğunu sordu. Bay Ding “还” (geri vermek) olduğunu söyledi, sonra başını kaldırıp elindeki şişeye baktı ve Shen Su'nun yine çiçek mi göndereceğini sordu. Gu Qing çocukken büyükannesinin ayak işlerini görür, kesilmiş erik dallarını onun evine getirirdi. Şimdi yüzü kızardı, hayır, dedi.
Yazı bitene kadar ayakta bekledi. Yağcı sık sık elini uzatıp fazla ya da eksik yazılmış bir rakamı gösteriyor, Bay Ding de önünü açmak için fırçasını kaldırıyordu. Gu Qing bir süre seyredince bir duyurunun oturup yazmakla bitmediğini anladı. Herkesin apaçık sandığı birkaç sözcüğü bile dönüp dönüp sormak gerekiyordu. Yağcı gidince bir evin satış belgesine bakmak istediğini, bütün karakterleri tanıyamamaktan çekindiğini söyleyip Bay Ding'in kendisiyle gelip gelemeyeceğini sordu.
Ding Fengquan hemen kabul etmedi. Önce kâğıdın kime ait olduğunu, elinde tutanın bir yabancıya göstermeye razı olup olmayacağını sordu. Razı olmazsa kendisi de ancak kapıda dikilirdi. Gu Qing henüz sormadığını söyledi. Hoca fırçayı tabağın kenarına sıyırıp önce sormasını, izin çıkarsa gideceğini söyledi. Yazıyı okuyabilirdi ama evi alanlara Gu Qing adına emir veremezdi. Beş wen istedi. Yarım gün içindeki gidiş dönüş bu fiyata dahildi. Ayrıca bir şey yazması gerekirse onu ayrıca konuşacaklardı.
Gu Qing adamın uzun uzun akıl vermesinden korkmuştu. Beş wen lafını duyunca içi rahatladı. Bambu kabını vazonun yanından alıp kucakladı ve yarın önce gidip soracağını söyledi. İki adım sonra dönüp “院墙为界” ifadesinin, yani avlu duvarının sınır sayılmasının, bu tarafta kalan her şeyin bu tarafa ait olduğu anlamına gelip gelmediğini sordu. Ding Fengquan ahşap levhayı masanın ortasına çekerken kâğıtta tam olarak ne yazdığına ve oradaki duvarın gerçekte nasıl bir duvar olduğuna bakmak gerektiğini söyledi. Gu Qing fırçaya baktı, sonunda bir de kazanıp kazanamayacağını sormadı.
Öğleden sonra Shen Su dökülmüş çiçekleri üç küçük pakete ayırdı. Birini, bez yıkadığında giysi sandığını kokulandırsın diye Chen teyzeye verecek, birini kendi yastığının yanına koyacaktı. Son paketi gevşekçe bağladı. Gu Qing çiçeklerin çoktan yere düştüğünü, kokularının birkaç güne kalmayacağını söyleyip bu kadar paket için ipin boşa gitmesinden çekinip çekinmediğini sordu. Büyükannesi ip ucunu düzgünce kesti. Chenlerin kızı son geldiğinde kokuyu alır almaz sevmişti. Birkaç gün sevecekse birkaç gün de bir şeydi.
Gu Qing bağlayışını tanıdı. İp iki kez dolanır, sıkı bir düğüm atılmazdı. Çocukken komşuların geri getirdiği çiçek keselerini sık sık açardı. İçindeki yapraklar kahverengiye dönmüş olurdu, ama bez tertemiz yıkanırdı. Büyükannesi de onu bir sonraki keseyi yamamak için kullanırdı. Gu Qing o zaman büyükannesinin her şeyi vermeye razı olduğunu sanırdı. Gelgelelim bir gün bir çiçekçi gelip açmış dallardan bir sepet kesmek için pazardakinden yüksek para teklif edince büyükannesi adamın sepetini avluya sokmasına bile izin vermemişti.
“Gerçekten bir dal ayıramaz mıyız?” diye sordu sonunda, uzun süre kendini tuttuktan sonra.
Shen Su onun elindeki vazoya bakmadan önce dalı ne için saklayacağını sordu. Gu Qing, ağaç sökülürse evden kokusunun bile gitmemesi gerektiğini söyledi. Büyükannesi, gerçek bir nedeni olan bir üzüntüyü dinler gibi başını salladı. Birkaç gün önce kuru dalları budadığını, kesilebileceklerin hepsini kestiğini söyledi. Bundan başka bir dal isteniyorsa sağlam dallardan birini kesmek gerekecekti; buna el değmişken ortalığı toparlamak denmezdi.
Gu Qing üstelemedi. Islak bezi kuruması için serdi, şişeye yarım kâse su ekledi ve pencerenin altında ilk ipek erik çiçeğinin yanına koydu. O yapma dalı son günlerde yanında taşımış, birkaç kez de onarmıştı. Yaprakların kıyısında ancak çok yakından görülecek hafif bir tiftik vardı. İnce iğneyi çıkarıp tiftiklenen yeri düzeltirken birden duvarın ötesinden yine çiçek kokusu aldı. Eli kaydı, iğne parmağının etine battı. O küçük kırmızı noktaya bez bastırdı. Bütün gün uğraşıp düzeltebildiği o tek yapma taç yaprağına bakmayı şimdi daha da az istiyordu.
Gece olduktan sonra Shen Su uzun süre yatmadı. Mangalın yanında oturmuş, Ji ablanın sorduğu eski kalıp kâğıdını parmaklarının arasında evirip çeviriyordu. Kâğıdın köşesi incecik bir hilal biçiminde kesilmişti. Gu Qing bu şekli tanıdı. Büyükannesi bunun en düzgün oturan taç yaprağa kıvrılabileceğini söylemişti. Gu Qing o zamanki çiçekleri Ji ablayla birlikte yapıp yapmadıklarını gelişigüzel sordu. Shen Su kâğıdı ters çevirdi. Önce Ji ailesinin işe ilk kimin el attığını aklında tutmaya meraklı olduğunu, sonra da o zaman alıcının yalnız kendisini tanıdığını ve kendisi sorumluluğu üstlenmese malzemeyi belki hiç alamayacaklarını söyledi.
Gu Qing sözün devamı olduğunu sezdi, ama büyükannesi tam o sırada fincanını eline alıp çayın soğuduğundan yakındı. Gu Qing sıcak su eklemeye gitti. Döndüğünde eski kalıp kâğıdı sandığın dibine kaldırılmış, yalnızca sarı bir kenarı görünüyordu. Üstelemedi. Kendisi de dışarıda sık sık Gu ailesinin çiçeklerinden söz eder, ipeği kimin boyadığını, sap dibini toplama usulünü kimin elinden öğrendiğini tek tek anlatmazdı. Birbirinden ayırt edilemeyen o eller, yeterince uzun süre çalışınca kendiliğinden bir aile olup çıkıyor gibiydi.
Büyükannesi uyuyunca ev nihayet sessizleşti. Ay eski evin kırık saçağının üzerinden yükseliyor, kuyu bileziğinin yarısını beyaza, yarısını griye boyuyordu. Gu Qing gece rüzgârı ocaktaki son koru söndürür diye önce ocağın kapağını kapattı, sonra avlu kapısını itti. Makas yenindeydi, ince boyunlu şişe pencerenin altındaydı. Yarım şişe duru suda bir parça kandil ışığı yansıyordu. Bir top ipek alır gibi çabucak yapacağını sanmıştı. Dalın altına varınca önce ayakkabısının altında ince bir kırağı tabakasının kırıldığını duydu.
Gu Qing başta erik dalını gizlice kesmek istemişti. Gece olunca makası havaya kaldırdı, sonra indirdi. Dal güzel gelişmişti, ucunda henüz açmamış ondan fazla tomurcuk vardı. Büyükannesinin bunca yıl kestiği dalları niçin hep komşulara dağıttığını, ama para kazanmak uğruna bir demet fazladan kesmeye niçin yanaşmadığını birden anladı.

Hemen içeri dönmedi. Sol eli hâlâ dalın ucunu alttan tutuyordu. İpek daldan daha sert olduğunu hissedebiliyordu. Başparmağının yaklaştığı tomurcuk nemli ve soğuktu. Dalı kesse çiçek kendi vazosunda açardı, en azından komşu evin sahibi bu dalı götüremezdi. Oysa dalın ucu büyümeye devam edebilirdi. Seneye bu vakit hâlâ burada olup olmayacağına vazodaki yarım kâse su güvence veremezdi. Gu Qing dalı tutan elini çekti. Dal hafifçe yukarı sekti, tomurcuğu ay ışığına değdi ve yeniden duruldu.
Makas inmedi ama eli soğuktan sızlıyordu. Gu Qing kuyunun yanında çömelip makası dizine yatay koydu. Birden kendini parasını ödemiş ama malını alamamış bir müşteri gibi hissetti, kalanını da başkaları karşılasın diye boşuna bekliyordu. Bu düşünce hoşuna gitmedi. Başını kaldırıp pencereye baktı. Büyükannesinin yatağı pencerenin hemen ardındaydı. Kandilin fitili iyice kısılmış, perdeye tek bir insan gölgesi bile düşmemişti.
Bir ara büyükannesine gidip dalı kesmediğini söylemeyi düşündü. Sanki bunu ağzından çıkarsa büyükannesi rahatlayacak, ağacı yerinde tutma işini yine ona bırakacaktı. Ama ayakları uyuşana kadar oturup ancak sonra kalktı. Sonunda yalnızca ıslak bezi içeri aldı, şişedeki suyu da çiçek sulama kabına boşalttı. Şişenin ağzındaki ufak çentik elinin sırtını çizdi. Gu Qing çentiğe dokundu, üstünü örtecek bir çiçek aramadı artık.
Shen Su derin uykuya dalmamıştı. Su sesini duyunca dışarının soğuk olup olmadığını sordu. Gu Qing soğuk olduğunu söyledi. Büyükannesi makası kurulamasını, yoksa ağzının paslanacağını söyledi. Gu Qing masanın yanında bir an donakaldı. Büyükannesi başka diyeceği yokmuş gibi öbür yanına dönmüştü bile. Gu Qing makası kurulayıp ortak dikiş keselerine koydu. Parmakları henüz tam ısınmadan kesenin bir kenarındaki dikişe bastırdı ve belli belirsiz bir iz bıraktı.
On beşinci gecenin ay ışığı geç saate kadar parlaktı. Yandaki evden sökülüp çıkarılan kırık kapı tahtası duvara gölge düşürüyordu. Gu Qing yattıktan sonra bile erik dalını seçebiliyordu. Dalı alıp götürmemişti, ama sanki dal bu yüzden daha güvende de değildi. Bay Ding'in yazıyı okuyabildiğini ama insanlara buyuramayacağını söyleyişi geldi aklına. Sonra Wen Jichang'ın arabanın zor döndüğünü söyleyişi ve Chen Teyze'nin başkalarının bezindeki çamur lekelerini ovalarken çatılan kaşları. Bunca yıl en iyi yaptığı şey kumaşı istediği biçimde kesmekti. Ama önündeki bu canlı insanların ihtiyaçlarını tek kesişte hizaya getirecek bir makas yoktu.
Ortalık daha tam aydınlanmadan kalkıp su ısıttı. Shen Su hâlâ yorganın içinde oturuyordu. Gu Qing büyükannesinin sık giydiği ayakkabıları mangalın yanına çekti, o gün dışarı çıkmamasını söylemedi. Önceki geceden kalan üç küçük dökülmüş çiçek kesesini sepete koydu. Yol üstünde Chen Teyze’ye uğrayıp sonra Wenleri görmeye gidecekti. Çiçek keseleri öyle hafifti ki yer kapladıkları bile hissedilmiyordu. İnce boyunlu şişeyi ise rafta bıraktı, yanına almadı.
Tam çıkarken Shen Su onu durdurdu. Sepetin en dışındaki ipek erik çiçeğini dibe koymasını, yoksa çiçeğin başının yol boyunca duvara çarpacağını söyledi. Gu Qing çiçeğin yerini değiştirdi. Bugün yalnızca senedi sormaya gideceğini, ödünç verirlerse Ding Bey’e okutacağını, vermezlerse de önce ne dediklerini iyice dinleyeceğini söyledi. Büyükannesi başını sallayıp Ji Hanım’ın istediği eski kalıp kâğıdını küçük bir kare hâlinde katladı, sepetin kenarına koydu. İpekçinin önünden geçerse önce bunu vermesini, kimsenin eski bir kâğıda kıyamadığını sanmamasını söyledi.
Gu Qing kâğıdı alınca düşündüğünden daha kalın olduğunu hissetti. Arka yüzünde, bir zamanlar üzerine başka çiçek kalıpları konduğundan kalma soluk izler seçiliyordu. Önceki gece neler düşündüğünü de büyükannesinin bu kâğıdı geri vermesi gerekip gerekmediğini de söylemedi. İki şeyi ayrı koydu: dökülmüş çiçekleri sepete, kalıp kâğıdını yenine. Duvarın ötesinde biri yeni süpürülmüş avlunun kapısını itti, ahşap mil bir kez gıcırdadı. Gu Qing de sesin geldiği yöne, komşuya doğru yürüdü.
· Bölüm sonu ·
Bu kitap, Wang Anshi'nin 《梅花》 (Erik Çiçekleri) şiiri ve bu sitedeki özgün kısa hikâye 《不卖春风》 (Bahar Rüzgârı Satılık Değil) genişletilerek AI yardımıyla özgün olarak yazılmıştır. Kişiler, ticari işler, coğrafya ve tarihlendirme bütünüyle kurgusaldır; şairin biyografisi değildir; özgün eserdeki ağacı koruma, ipek çiçeklerin kokusuzluğu ve büyük ebeveynle torunun nilüfer seyretmesiyle ilgili temel seçimler korunmuştur.
Yorumlar
Yorumlar yükleniyor…
Ne söylemek istersin?Yorumlara katılmak için giriş yap →