Eski Çin atmosferinde zanaat ve toplumsal ilişkiler üzerine uzun roman
Çiçek Olmayan Çiçek
酷无极 · Yapay zekâyla yazım · 10851 karakter · Yaklaşık 9 dakika
Luo Yi mavi erik çiçekleri istiyordu. Bunu söylediğinde Gu Qing kırmızı bir erik çiçeğinin iplik ucunu gizliyordu. Parmakları kasılınca düz durması gereken taç yaprağı daracık bir köşe hâlinde kıvrıldı. Karşısında oturan Xiaoman başını kaldırmadı ama Gu Qing bu kısa duraksamayı mutlaka duyduğunu düşündü.
Luo Yi'yi Yao dükkânı yönlendirmişti. Yao Liao on sekiz dal için bütün model dizisini değiştirmek istememiş, çiçekleri tedarik eden kişiyle bir denemesini söylemişti. Yapılıp yapılmayacağını baştan konuşabilirlerdi, malı aldıktan sonra hayalindekinin başka olduğunu söylemesindi. Luo Yi bir çiçek albümü değil, yalnızca maviye çalan bir parça kumaş getirmişti. Kumaşın üstünde su dalgaları gibi yer yer koyulaşıp açılan desenler vardı. Masaya konacak on iki dal ve çıkarılıp saça takılabilecek altı dal istiyordu. Yıl sonunda bunları Shixian'da yeni açılan kokulu pudra dükkânına gönderecekti.
“Erik çiçeği hiç bu renkte olur mu?” dedi Gu Qing.
Luo Yi kumaşı eliyle düzledi. “İşte bu yüzden ipek çiçek yapan birini arıyorum. Ağaçta olanı istesem dal çiçeklenince gider alırım.”
Bu söz Gu Qing'i susturdu ama yine de boyayı kumaşa gelişigüzel döken biri olmadığını söylemek istiyordu. Beyaz erik çiçeğini bulup kumaşın üstüne koydu, açık rengin maviye nasıl yakıştığını Luo Yi'ye gösterdi. Luo Yi dikkatle baktı, kusur bulmadı. Bunun da güzel olduğunu, ama dükkânın dışındaki ahşap tabelanın çoktan su dalgası biçiminde yapıldığını söyledi. Uzakta duranların tezgâhta aynı rengi görmesini istiyordu, yakına gelip çiçeğin gerçek olup olmadığını tahmin etmelerini değil.
Gu Qing ancak o zaman onun erik çiçeğine daha çok benzeyen bir dal istemediğini iyice anladı. Anlaması, hemen hoşuna gideceği anlamına gelmiyordu. Beyaz yaprakların altındaki o yeşile çalan mavi, dün gece özenle bıraktığı ışığı yutmuş gibiydi. Çiçeği geri çekip kumaşa göre yaparsa ortasının da mavi olup olmayacağını sordu. Luo Yi güldü. “Sen bana göster, içime sinerse kullanırım. Hoşuma giden ne varsa daha baştan benim adıma kırpıp atma.”
Xiaoman o sırada başını kaldırıp boyahanenin o koyu mavisi kullanılırsa kumaşın ıslakken kararmasından korktuğunu, ipek inceyse önce yalnız kenarda denenebileceğini söyledi. Gu Qing tam kendisinin de bunu düşündüğünü söyleyecekti ki Luo Yi'nin ‘Boyamayı biliyor musun?’ diye sorduğunu duyup sözünü yuttu. Xiaoman boya küplerine göz kulak olmaya yardım ettiğini söyledi. Kimseye ince bir çiçek tonunu tutturacağının güvencesini vermezdi ama iki ipek kırpıntısında deneyebilir, olup olmayacağını bir günde anlayabilirdi.
Luo Yi iş ücretini hemen sormadı, önce Xiaoman’ın saçının arkasındaki tahta iğneye baktı. İğnenin yanında epey eski, kıvrık bir taç yaprağı vardı. Gu Qing birkaç gün önce boş kâsenin altında ezildiğini sanmıştı; Xiaoman ne zaman düzeltip takmıştı, bilmiyordu. Luo Yi mavi çiçeği de öyle yapıp yapamayacaklarını sordu: Bir kenarı hafifçe dışa dönsün, bütün yapraklar ortaya sıkışmasın. Gu Qing, Yao’nun dükkânı istemez dediği biçimi burada bir müşterinin beğendiğini birden anladı.
Aslında bunun erik çiçeği olmadığını söyleyecekti. Ama ağzından, bunu iki kez daha denemek gerekir, her çiçek aynı olmayabilir, sözleri çıktı. Luo Yi, tam da iyi ya, dedi. Masaya konacak on iki dalın hepsi birbirinin tıpatıp aynısı olsa, sanki tek bir kâğıda bıçak saplanıp çıkarılmış gibi görünürlerdi. Gülerek kumaşı masada bıraktı, örneğe üç gün sonra yeniden bakmaya karar verdi. Olmazsa önceden söylesin, zorluk çıkarmayacaktı. Olursa on sekiz dalın her biri on dört wen’den hesaplanacak, ay sonundan önce Shixian’a götürülecekti. Gu Qing malzeme almaya eli boş gitmesin diye paranın üçte birini peşin verecekti.
Seksen dört wen masaya kondu. Gu Qing önce örnek uygun çıkmazsa bu paranın ne olacağını sordu. Luo Yi deneme sırasında malzeme ziyan olursa ne kadar kullanıldığını açıkça konuşacaklarını, bütün zararı çiçeği yapan kişiye yüklemeyeceklerini söyledi. Gu Qing bunu duyunca Xiaoman'a bakmadan edemedi. Xiaoman çoktan başını eğip tepsideki fildişi renkli taç yaprakları yeniden ayırmaya başlamıştı. Önceki işten kalan iki weni sormak için bu anı kullanmadı. Gu Qing parayı alırken birden ilk gördüğü andaki kadar rahat olmadığını hissetti. Sanki masadaki mavi kumaş, onun yeterince açık konuşmadığı yerleri de gösteriyordu.
Luo Yi gittikten sonra büyükanne mavi kumaş ışık alsın diye perdeyi biraz kaldırdı. Dünyada böyle erik çiçeği olmaz demek yerine Gu Qing'den çiçek göbeklerini getirip kumaşın kenarında karşılaştırmasını istedi. Açık sarı kirli duruyor, kırmızı fazla öne çıkıyordu. Büyükannesi açık griye çalan beyaz bir parça seçip mavinin arasına sıkıştırdı. Gençken bir tiyatro topluluğuna çiçek yaptığını, sahnedekilerin yüzünün seçilmesi gerektiğini, renklerin avludakilerle aynı olmak zorunda olmadığını söyledi. Gu Qing o çiçeği hangi yıl yaptığını sordu. Büyükannesi yalnızca çok eskiden dedi, yılı ayı uzun bir sohbete çevirmeye yanaşmadı.
Boyama işi ocak başında yapılacaktı. Gu Qing, yağ kalıntıları yeni ipeği bozmasın diye boya tenceresini iki kez yıkadı. Xiaoman ellerini ondan da uzun süre yıkadı, tırnaklarında yine de eski mavi boya kaldı. Sonunda ona bakmayı bırakıp yalnızca ipeğe değecek parmak uçlarını iyice sildi. İkisi küçük ocağın yanına sokuldu. Tencereden buhar yükselir yükselmez pencere kâğıdı buğulandı. Shen Su onlar için pencerenin bir kanadını yarıya kadar açtı. Dizlerine eski bir bez örtüp ayak altında kalmayacağı bir yere oturdu ve grimsi beyaz çiçek göbeklerini seçmeye başladı.
İlk denemenin rengi fazla koyuydu. Gu Qing ıslak parçayı kaldırıp baktı, dükkândan gelen kumaşa hiç benzemediğini düşündü. Xiaoman önce kurumasını beklemesini söyledi. Gu Qing kenarını ille de şimdi görmek istedi, uzanıp ovalayınca ıslak ipekte bir kırışık oluştu. Birbirlerine baktılar. İkisi de artık bu parçanın kusurunu ötekinin üzerine atamayacağını biliyordu. Gu Qing parçayı ayırdı, Xiaoman'ın yanındaki fire tabağına itmedi. Geceye kadar bekleyip yeniden baktı. Koyu renk gerçekten bir ton açılmıştı ama kendi parmağının izi orada kalmıştı, sanki sabırsızlık bir ısırık izi bırakmıştı.
Gu Qing buruşan ipek parçası yüzünden kumaşçıya bir daha koştu. İçeri girer girmez en ince ve sık dokunmuş kumaşın olup olmadığını sordu. Ji Hanım ne için kullanacağını sonuna kadar dinledi, sonra önce eli daha az kaygan bir kumaş topu çıkardı. Gu Qing kumaşın ele pürüzlü geldiğini düşünüp mavi çiçek kaba durursa müşterinin kusur bulup bulmayacağını sordu. Ji Hanım kaba olup olmadığının kullanıldığı yere bağlı olduğunu söyledi. İnce bir iple su çekmeye kalkarsan, ip dünyanın en güzel ipi de olsa su seninle gelmiyor diye suyu suçlayamazsın.
Xiaoman boyanmış ıslak kumaşları taşımaya gelmişti. O ipek topunu görünce kumaşı bir süre daha eliyle yokladı. Elinin sırtına serip parmaklarını oynattığında kumaşın nasıl dik durduğunu Gu Qing’e gösterdi. Sonra daha ince bir top çıkarıp karşılaştırabilsin diye elinde bir çiçek biçimine soktu. İnce ipek parmaklarının arasında parlıyor, bırakınca gevşiyordu. İlk kumaş onun kadar saydam değildi ama dışa kıvrılan kenarı daha uzun süre tutabiliyordu. Gu Qing içeri girer girmez yalnızca en pahalı kumaşı sormasına birden kızdı. Sanki müşterinin karşısında onu ayakta tutacak tek şey fiyattı.
Öfkesini Xiaoman’dan çıkarmadı. İki kumaştan da birer parça kesip önce satıştan artan kırpıntıları kimin alacağını sordu. Ji Hanım, büyük parçaların başka işler için kullanılabileceğini, avuç içi kadar olanlarıysa kimsenin geri almasını beklememesi gerektiğini söyledi. Gu Qing biraz düşünüp daha tok olanı aldı, en ince parçayı geri verdi. Çıkarken Xiaoman önden yürüyordu. Islak kumaş sepeti ağırdı ama adımları hep aynı ölçüdeydi. Gu Qing sepetin bir ucunu tutmak için elini uzattı. Xiaoman bir an şaşırdı, sonra ucu ona verdi.
Aynı sepeti iki ucundan tutup köprüden geçtiler. Artık ikisi de kendi başına kuru yerleri seçerek yürüyemiyordu. Gu Qing’in ayakkabısı sığ bir su birikintisine bastı, Xiao Man’ın yeni de köprünün korkuluğuna sürtündü. İkisinin de ötekine sitem etmeye yüzü yoktu. Ancak sokağın ağzına varınca sepeti indirip ellerini dinlendirdiler. Önce Gu Qing güldü, bunun bir tabak çiçek taşımaktan daha zor olduğunu söyledi. Xiao Man sepet dolusu ıslak maviye bakıp kuruyunca hafifleyeceğini söyledi. Gu Qing dinledi, daha tam kurumamış kumaşa ikinci kez elini uzatıp bakmak için acele etmedi.
Ertesi gün yalnızca üç taç yaprağı boyadılar. Gu Qing kenarların rengini verdi, Xiaoman yaprakların kavisini toparladı, büyükannesi yanlarında iplik seçti. Masa eskisinden dardı, ikisinin elleri sık sık birbirine değiyordu. Gu Qing başta hep önce Xiaoman’ın durmasını istedi, sonra iplik kutusunu çevirip ikisinin aynı anda uzanabileceği kadar yer açtı. Üç yaprağın hiçbiri getirilen kumaşa tam benzemiyordu, ama her birinin kenarında hafif bir parlaklık vardı. Avuçlarına serdiklerinde ıslak hâllerinden çok daha güzel görünüyorlardı.
Taç yaprakları kıvırırken Gu Qing'in içine o tek yaprağın dışa dönmesi hâlâ sinmiyordu. İlk çiçeği her zamanki gibi yaptı. Xiaoman da saçının arkasındaki örneğe bakıp bir tane daha yaptı. Masanın ortasındaki iki çiçekten biri derli topluydu, öteki küçük bir pencereyi kapatmayı unutmuş gibiydi. Shen Su uzun uzun baktı. Gençliğinde kendisinin de önden güzel görünene güzel dediğini, ama saçına çiçek takan birinin insana hep karşıdan bakmadığını söyledi. Gu Qing iki çiçeği de kulağının yanına kaldırıp su leğenindeki yansımasına bakmak için başını çevirdi.
Leğendeki yansımada saçları biraz dağınıktı, yeninde yama vardı. Mavi çiçek yine de ona yakışıyordu. Dışa kıvrılan çiçeği biraz daha arkaya kaydırıp gözlerini açığa çıkardı. Birden daha önce hiç aklına gelmemiş başka bir hâlini görür gibi oldu. Xiaoman ses çıkarmadığını görünce hâlâ iyi olmamış mı diye sordu. Gu Qing başını iki yana sallayıp müşteri gelince seçeriz, dedi. Aslında gönlü birinden yanaydı ama fikrini değiştirdiğini hemen belli etmek istemedi.
Ayın yirmi birinde Luo Yi örneklere bakmaya geldi. Elinde tatlı kokmayan küçük bir koku kavanozu da vardı. Kokuyu çiçeğin üstüne dökmedi, pencere yanında kavanozu açıp Shen Su'ya koklattı. Odanın kuru olup olmadığını, çiçek yaparken ağır kokunun başını döndürüp döndürmediğini sordu. Gu Qing büyükannesi adına hemen hayır dedi. Ama büyükannesi uzun süre koklarsa başının döneceğini, koklayacaksa kavanozu kısa bir süreliğine yaklaştırmalarını söyledi. Luo Yi hemen kapağı kapattı. Yaşlı kadın her şeyi övmedi diye yüzünü ekşitmedi.
Dışa doğru açılan çiçeklerden birini seçti, bunu örnek alıp alamayacaklarını, on iki dalın hepsini aynı yana döndürmeleri gerekmediğini söyledi. Gu Qing önce Xiaoman’ın bu şekli denediğini, kendisinin de sonra rengi ayarladığını söyledi. Adını söylerken içindeki geri adım atmaya yanaşmayan o küçük yer sanki bir iğneyle çekilip geçmişti. Çok hafif acıdı, daha çok gevşedi. Luo Yi dönüp Xiaoman’a emeği için teşekkür etti. Xiaoman, Gu ailesinin yanında çalıştığı bütün o günlerdekinden daha belirgin bir gülümsemeyle karşılık verdi, sonra hemen kendini topladı ve saçının arkasındaki eski tahta iğneye dokundu.
Bu teşekkürle fiyat artmadı. On sekiz dal, bunların içinden çıkarılabilir altı dal ve teslim günü, hepsi ilk konuşulduğu gibi kaldı. Yalnızca, bir iki taç yaprak eşit çıkmazsa, onları zorla birbirine benzetmektense öyle bırakmanın daha işe yarayabileceği söylendi. Gu Qing önemli noktaları kâğıda yazdı, yazamadığı karakterlerin yerine basit halkalar çizdi. Luo Yi onun yazısını düzeltmedi. Yalnızca çıkarılabilir dalları gösteren yere küçük bir çizgi daha çekti. Bütün dalı bitirmek için acele ederken çıkarılıp takılacak parçaları da sökülemeyecek biçimde dikmesin diye.
Müşteri gidince Gu Qing fazla düzgün olan ilk mavi çiçeği söktü, işe yarayan kısımlarını ayırdı. İki çiçeği de kendi geliştirmiş gibi anlatmadı. Önce Xiaoman'ın eski denemesini yassı bir kutuya koydu, sonra renkleri eşlerken karşılaştırmak için yine ödünç alıp alamayacağını sordu. Xiaoman alabileceğini, yeter ki kâsenin altına sıkıştırmasın, dedi. Gu Qing'in yüzü ısındı. Altına kuru bir kâğıt serdi. Sanki hem yeni kazandığı çiçeğe yer açıyor hem de kendine öylece değiştirip geçemeyeceği bir hatırlatma bırakıyordu.
O akşam büyükannesi yemeğe çağırana kadar çalıştı ama iğneyi eskisinden daha çabuk bıraktı. Üçünün kâsesi masaya konunca Xiaoman önce kalkmak istedi, evde yemek vardı. Shen Su iki lokma yiyip öyle gitmesini söyledi, artandan bir kâse fazla koymanın pek masrafı olmazdı. Xiaoman oturdu. Yemek yerken çiçeğe çarpmasın diye saç iğnesini özenle masanın köşesine bıraktı. Gu Qing o eski kıvrık taç yaprağını gördü. Kumaşın hangi dükkândan geldiğini sormadan çorba kâsesini içeri doğru çekti, yarım parmak boyundaki ipek parçasına su değmeyecek bir yer açtı.
· Bölüm sonu ·
Bu kitap, Wang Anshi'nin 《梅花》 (Erik Çiçekleri) şiiri ve bu sitedeki özgün kısa hikâye 《不卖春风》 (Bahar Rüzgârı Satılık Değil) genişletilerek AI yardımıyla özgün olarak yazılmıştır. Kişiler, ticari işler, coğrafya ve tarihlendirme bütünüyle kurgusaldır; şairin biyografisi değildir; özgün eserdeki ağacı koruma, ipek çiçeklerin kokusuzluğu ve büyük ebeveynle torunun nilüfer seyretmesiyle ilgili temel seçimler korunmuştur.
Yorumlar
Yorumlar yükleniyor…
Ne söylemek istersin?Yorumlara katılmak için giriş yap →