Eski Çin atmosferinde zanaat ve toplumsal ilişkiler üzerine uzun roman
Kardan Sonra Kutulama
酷无极 · Yapay zekâyla yazım · 11083 karakter · Yaklaşık 9 dakika
Ayın yirmi üçünde ince bir kar yağdı. Öğleden önce sokak diplerindeki kar tümüyle eridi ama saçakların altında ıslaklık kaldı. Gu Qing yeni bitirdiği sekiz mavi erik dalını masaya dizdi. Yanlarında renkleri eşleştirilmiş, on dala yetecek kadar kesilmiş taç yaprak vardı. Dallara bakarken artık kendi başlarına kapıdan çıkıp gidebilecek şeylere bakıyor gibiydi. Çiçek başlarının tonu birbirinin aynı değildi, dışa dönük taç yaprakların her birinde Luo Yi'nin seçtiği modeldeki gibi küçük bir kavis vardı. Teslimatta yine çarpıp ezilmesinler diye özel olarak kalın karton kutular almış, dışlarını da eski yağlı bezle sarmıştı. Bundan daha özenli hazırlanamayacağını düşünüyordu.
Xiaoman önce iki dalı kutulayıp bir gece denemeyi önerdi. Gu Qing deneme sözünü duyunca önce içi sıkıştı. Bu çiçekler renginden biçimine kadar o kadar çok denenmişti ki her seferinde bir gece beklerlerse ayın sonu hep önlerinde kalacaktı. Ama kurumadan ovuşturup bozduğu kumaşı hatırlayınca kalan dalları da hemen kapatıp mühürlemedi. İki dalı bir kutuya koydular, dört yanını kâğıtla doldurup kapağını iyice bastırdılar. Kutu geceyi pencerenin altında geçirdi.
Ertesi gün kutuyu açtıklarında çiçekler dağılmamıştı ama en dıştaki taç yaprak kâğıda yapışmıştı. Gu Qing iğneyle yavaşça ayırdı, kenarındaki rengin bir kısmı kâğıtla birlikte kalktı. Önce kâğıdın kabalığını suçladı. Aydınlığa çıkarıp bir daha bakınca kutuda hapsolmuş bir nem olduğunu, saplara sarılı ipin bile yumuşadığını fark etti. Masanın üstünde bıraksalar daha iyi olacakmış. Xiaoman kutunun dibine elini sürüp biraz durdu. Hepsini böyle kapatıp gönderirlerse oraya vardıklarında önce hangi yerin nemlendiğini bile ayırt edemeyebileceklerini söyledi.
Gu Qing güzel bir şeyi kendi elleriyle saklayıp bozmuş gibi hissetti. Büyükannesi çiçeği elinden bırakmadığını görünce önce kurtarılabilecekleri düzce yaymasını, içi acıdıkça avucunda daha çok sıkmamasını söyledi. İki dal tümden çöpe gidecek durumda değildi. Taç yaprakları yeniden düzeltmek, rengi çıkan yaprağıysa değiştirmek gerekiyordu. Gu Qing bozuk yaprağı uzun süre avucunda tuttu, ancak sonra malzeme tabağına bıraktı. Müşteri uzaktan bakınca anlayamaz, demedi bu sefer.
Kutu sormak için Yao’nun dükkânına gitti. Yao Liao dıştaki muşambaya bakıp yakın yerlere sandıkla gönderdiğini, uzağa giden mallarınsa ayrı ayrı nakliyecilere verildiğini söyledi. Sandığın üstüne yağmur yağmadı diye içinin hep kuru kalacağı sanılmamalıydı. Gu Qing’e incelemesi için eski bir bölmeli kutu ödünç verebilirdi, ama yıl sonu dükkân yoğundu, on sekiz dalı onun için tek tek yerleştirecek kimse yoktu. Gu Qing kutuyu alıp çabucak teşekkür etti. Dönüşte nehir köprüsünden geçmek pek içinden gelmedi. Zhou ailesinin şemsiye atölyesine rastlamaktan, daha ağzını açmadan yüzünün niye yükü ezilmiş gibi göründüğünü sormalarından çekiniyordu.
Sonunda yine de oraya gitti. Zhou Jiping kapının içinde çömelmiş, bambu yontuyordu. Yanındaki kadın bir yığın muşambayı karıştırıyordu. Gu Qing'i elinde kutuyla görünce önce yeni bir şey almaya mı, tamire mi geldiğini sordu. Gu Qing bir şeyi nasıl paketleyebileceğini danışmak istediğini söyledi. Zhou Jiping ayağa kalktı ama kadın bağı yarım kalmış bir şemsiye sapını eline verdi. Önce şu partiyi doğru dürüst say, arabacı chen vaktinde gelip alacak, insanları yine senin kapıdan çıkışına bakakalmış hâlde bırakma, dedi.
Gu Qing ancak o zaman kadının adının Lu Ying olduğunu, Zhou Jiping’in yengesi olduğunu ve dükkândan çıkan malları onun düzenlediğini öğrendi. Lu Ying sert konuşmadı, gelen genç bir kadın diye ona fazladan bir bakış da atmadı. Yalnızca işinin acil olup olmadığını, sadece bir şey gösterecekse öğleden sonra gelip gelemeyeceğini sordu. Gu Qing kutuyu kucaklayıp gelebileceğini söyledi. Dönerken önce biraz içerledi. Köprüyü geçince kadının böyle sormasının Xu Tan’ın çiçekleri incelemesiyle aynı mantığa dayandığını düşündü. Kendi işi aceleye geldi diye bunu birden inkâr etmemeliydi.
Öğleden sonra döndüğünde Zhou Jiping'in avucunda, sıkışmaktan yeni oluşmuş birkaç kırmızı iz vardı. Kâğıt kutuyu şemsiyelerini kuruttuğu rafın altına koydu, yağlı bezi kaldırıp içine sıkıca tıkılmış kâğıtlara baktı. Gu Qing'e gülmedi, hemen ne yapılması gerektiğini de söylemedi. Tam kurumamış bir şemsiye yüzünü sıkıca katladı, biraz bekleyip yeniden açtı ve kapalı kalan yerle açıkta kalan yerin hangisinin önce kuruduğuna bakmasını istedi.
Gu Qing, yolda ıslanır diye korkuyorum, sarmayayım mı, dedi. Zhou Jiping, sarmak dışarıdan gelen suyu engeller, içerideki suyu da unutmak için değildir, dedi. Birkaç ince bambu çıtası bulup kâğıdı iki kat katladı, dalları çiçek başlarına değmeden tutacak küçük bölmeler bıraktı. Bunun şemsiye kurma mantığıyla yaptığı bir deneme olduğunu, taç yaprakların yağlı bezden ince olduğu için eve gidince yine bir gece bekletilmesi gerektiğini söyledi. Gu Qing bir gece beklemek sözünü bu sabahkinden daha kolay kabul etti.
Elindeki ince bambulardan birkaçı küçük şemsiye yapmak içindi. Onları ayırınca bir takım eksildi. Lu Ying içeriden görüp kullanılan malzemeyi açıkça kaydetmesini söyledi, ay sonunda eksik çıkınca yine kendisini yanlış saymakla suçlamasın. Zhou Jiping başını kaldırıp gülümsedi, Gu’ların hesabına yazacağını söyledi. Lu Ying kimin hesabına yazarsa yazsın, eli alıştığı için yazmadan geçmesin, dedi. Gu Qing de güldü, işçiliğin ve malzemenin ne tutacağını kendiliğinden sordu. Lu Ying düşünüp iki deneme iskeletiyle malzeme kesiminin sekiz ven olduğunu, sonrakileri kendisi yapabilirse başka para almayacaklarını söyledi.
Sekiz wen büyük para sayılmazdı ama Gu Qing yine de kesesini bir süre yokladı. Zhou Jiping onun adına pazarlık etmeye kalkmadı. Yalnızca eldeki bambu kırpıntılarını kullanırsa işin azalacağını, ama köşeler eşit gelmeyeceğinden bağlandığında düzgün oturmayabileceğini söyledi. Gu Qing sonunda sekiz wenin tamamını ödedi. İş bitince eline şemsiye yüzüne hiç benzemeyen iki boş bambu çerçeve geçti. Yanında bir şemsiye ya da her şeyin yolunda gideceğine dair bir söz verilmedi. İki deneme çerçevesini üst üste koydu. Elindekiler sabah kâğıtla tıka basa doldurduğu kutudan çok daha hafifti.
Çıkmadan önce şemsiye atölyesinin kapısına asılmış bir kâğıt kuş gördü. Kanatları aynı boyda değildi, aralarına rüzgâr girince hep aynı yana yatıyordu. Bir müşteri unutmuş sandı. Zhou Jiping kapı önündeki rüzgârı sınamak için kendisinin katladığını söyledi. Gu Qing kuşu avucuna aldı. Kuş hâlâ yana yatıyordu, sert kâğıt kuyruğu avucuna batıyordu. Sonunda gülmeden edemedi. Sen her şeyi düzgün yaparsın, kendi kuşun nasıl olmuş da içki içmişe benziyor, dedi.
Zhou Jiping almak için elini uzatınca Gu Qing elini biraz daha yukarı kaldırıp kuşun bir kanadını düzeltemez mi diye sordu. Laf ağzından öylesine çıkmıştı. Söyledikten sonra başkasının eşyasını tutup onunla eğlenmenin yakışıksız olduğunu düşündü ve kuşu hemen geri uzattı. Zhou Jiping almadı. Kanatlardan birini gösterip onu daha önce bozduğu bir şemsiye yüzüne bakarak katladığını, iki yanının baştan eşit olmadığını, rüzgâr nereden eserse essin kuşun hâlâ hatırladığını söyledi. Gu Qing'e bu, eğri kuşun hatırını kurtarmak için o anda uydurulmuş bir söz gibi geldi. Aralarında bir kâğıt kuşla uzun uzun güldüler.
Lu Ying tezgâhın arkasından kapıyı tıkamamasını söyledi, gerçekten bir müşteri girerse kuşla birlikte çarpılıp dışarı uçacaktı. Zhou Jiping kâğıt kuşu yeniden astı. Gu Qing sepetin dibinden çiçek bağlamakta kullandığı yumuşak ipten kısa bir parça çıkarıp kopmak üzere olan asma ipini değiştirdi. Kuş hâlâ bir yana yatıyordu, ipi değişti diye düzgün durmayı öğrenmemişti. Gu Qing ellerini silkeleyip kapıdan çıktı. Arkasından Zhou Jiping'in, mavi çiçekleri teslim edince eğri yaptıklarından birini de kendisine ayırmasını istediğini duydu. Dönüp bakmadan, “Eğri de olsa malzeme harcanıyor, sırf sana kalsın diye yapılmıyor,” dedi.
Köprüden geçerken hâlâ gülüyordu. Soğuk rüzgâr yüzünü biraz acıtmıştı. Bu gülüşü eve taşıyıp kimin kendisine ne kadar yardım ettiğini anlatarak açıklamak istemedi. Yalnızca başını eğip kucağındaki deneme çerçevesini korudu. Çerçeve inceydi, dönerken hep başkalarının yenlerine dikkat etmesi gerekiyordu. Yine de artık bu yolu yalnızca bir kutu bozulmuş çiçek için yürüdüğünü düşünmüyordu.
Büyükannesi deneme çerçevesini çevirip önce yapanın elinin alışkın olduğunu söyledi. Sonra Gu Qing’in getirdiği bambu kırpıntılarına bakıp bunların hediye mi edildiğini, satın mı alındığını sordu. Gu Qing hepsinin hesabının görüldüğünü söyleyince başını sallayıp yeni katlanmış kâğıt bölmeyi tırnağıyla yokladı. Xiaoman yanlarında izliyordu. Üçüncü bölmeyi kendi katladı, ilk ikisinden biraz daha dardı ve çıkarılabilir altı çiçeği ayrı tutmaya tam yetiyordu. Değişik yolları tek tek denediler. Sırf bir ustaya yaptırılmış diye hiçbirini baştan kendi elleriyle katladıklarından üstün saymadılar.
Yirmi beşinci günün sabahında kutudaki çiçek başları hâlâ tek tek ayrılabiliyordu. Gu Qing önce rahat bir soluk aldı, sonra kutuyu kaldırıp avluda bir tur attı, araba sarsıntısını taklit ederek hafifçe salladı. Xiaoman gülmeden edemedi. Bir kez sallamakla olmayacağını, Shixian yolunun avlularından uzun olduğunu söyledi. Gu Qing kutuyu tekrar tekrar salladı. Dalların diplerinin birbirine vurduğunu duyunca hemen kutuyu indirdi ve bağı bir tur daha sıktı. Kapının yanında oturan Shen Su gülerken öksürdü, kutuyu deneyeceğim diye önce kendi başını döndürmemesini söyledi.
Çıkarılan kusurlu taç yaprakları Gu Qing kendisi tamamladı, Xiaoman'a kutu içi tutucuları yaptığı takım başına ödedi. O iki wen'lik yeniden yapım ücretini bu fırsatla konuşmayı düşünmüştü. Yeni kutuların masada düzgünce dizildiğini, on sekiz dalın sonunda yerini bulduğunu görünce sözü yemekten sonraya bıraktı. Yemek bitince Xiaoman eski kumaşları teslim almak için boyahaneye koştu, söz de yine masanın kenarında kaldı. Gu Qing boş kâseye baktı. Konuşacak vakit bir daha hiç gelmeyecek değildi. Kendisi, karşısındakini mahcup etmeyeceği ve önceki hesabı yanlış yaptığını kabul etmek zorunda da kalmayacağı bir anı kollayıp duruyordu.
Ayın yirmi sekizinde Shixian’a gidecek arabayı Luo Yi önceden tutmuştu. Arabada tütsü tozu, boş kavanozlar ve küçük bir sandık tahta etiket vardı. Gu Qing ancak nakliyeciler sormaya geldiğinde çiçek fiyatına taşıma ücretini ayrıca katmadığını hatırladı. Bunu alacağının kalanından ödemeyi düşündü. Arabacı kutuların hafif olduğunu ama ezilmemeleri gerektiğini, bu yüzden onlara ayrı bir köşe ayıracağını ve yükü ağırlığına göre hesaplamayacağını söyledi. On iki wen’e anlaştıklarında Gu Qing dudaklarını sıkıp kabul etti. Hesaba katmadığı bu masraf için Luo Yi’yle kararlaştırdığı çiçek fiyatını değiştirmeye kalkmadı.
Wen ailesi yeni kapıyı deniyordu. Araba güneyden girdi, gerçekten de erik ağacının köşesine doğrulmak zorunda kalmadı. Ama çiçek kutularını indirecekleri sırada Liu nine henüz yükünü toplamamıştı. Arabacı acele ettirecekken Gu Qing iki kutuyu önce kendi indirdi, Liu nine sıcak fasulye leğenini sağlamca yerleştirene kadar bekleyip sonra arabacıya geçmesini söyledi. Kutuları tutmaktan bileği sızladı. Bir an durabilmek hoşuna gitti. Malının acelesi olduğunu göstermek için kendisinden yavaş herkesi iş bilmez bir engele çevirmesi gerekmiyordu.
Luo Yi arabayla gelmedi. Nakliyecilerle haber saldı, kalan yüz altmış sekiz wen, çiçekler Shixian'a varıp kontrolden geçince dönüş arabasıyla gönderilecekti. Gu Qing on sekiz dalı arabacıya sayıp gösterdi, sökülebilen altı çiçeği ayrı yazdı, teslim kâğıdındaki birkaç sözü de Xu Tan'a bir kez daha kontrol ettirdi. Xu Tan ambalaja baktı, geçen seferkinden daha temiz olduğunu söyledi. Sözünü orada kesti, çiçeklerin vardıklarında da mutlaka aynı kalacağına kefil olmadı. Gu Qing kâğıdı sakladı, gerçekten bozulmazlar değil mi diye de sormadı.
Araba gittikten sonra masanın büyük bir bölümü boş kaldı. Xiaoman kalan malzemeyi kesilebilecekler, sökülebilecekler ve kullanılamayacaklar diye üç yığına ayırdı. Gu Qing erişte pişirmek için mutfağa gitti. İlk kez yemek çubuklarını eline aldığında kendini aceleye zorlaması gerekmiyordu. Büyükannesi bu siparişten ne kadar kazandığını sordu. Ağzını açtı, rakamlar zihninde uzun süre dolaştı. Sonunda henüz bilmediğini, arabanın dönüşünü beklemesi gerektiğini söyledi. Shen Su, öyleyse önce yiyelim, fazla pişen erişteyi kurtarmak için arabanın dönmesini bekleyemeyiz, dedi.
Yemeklerini gülüşerek bitirdiler. Gu Qing bambu iskeletin örneğini kirişin altına koydu, bundan böyle uzağa göndereceği malların ambalajını ona göre değiştirecekti. O gece kar yağmadı ama ağacın altında soğuk kalmıştı. Pencereyi itip baktı. Erik dalları yeni duvarın üzerinden uzanıyor, o gün gönderilen mavi çiçeklerin gerçek erik çiçeğinin rengini taşıyıp taşımadığına aldırmıyor gibiydi. Pencerenin altındaki ilk soluk erik dalı hâlâ kokusuzdu. Çiçek kokusu kendiliğinden içeri girsin diye pencereyi bir parmak aralık bıraktı, uzanıp hiçbir dalı kendine çekmedi.
· Bölüm sonu ·
Bu kitap, Wang Anshi'nin 《梅花》 (Erik Çiçekleri) şiiri ve bu sitedeki özgün kısa hikâye 《不卖春风》 (Bahar Rüzgârı Satılık Değil) genişletilerek AI yardımıyla özgün olarak yazılmıştır. Kişiler, ticari işler, coğrafya ve tarihlendirme bütünüyle kurgusaldır; şairin biyografisi değildir; özgün eserdeki ağacı koruma, ipek çiçeklerin kokusuzluğu ve büyük ebeveynle torunun nilüfer seyretmesiyle ilgili temel seçimler korunmuştur.
Yorumlar
Yorumlar yükleniyor…
Ne söylemek istersin?Yorumlara katılmak için giriş yap →