Ana içeriğe geç

CooLWJ'de ara

选择搜索范围,输入关键词后按回车。

Dil

Elde bir cilt

Eski Çin atmosferinde zanaat ve toplumsal ilişkiler üzerine uzun roman

Başkasının Evinde Yılbaşı Arifesi

酷无极 · Yapay zekâyla yazım · 10194 karakter · Yaklaşık 8 dakika

Xu Tan yılbaşı yemeğine ayın beşinde çağırdı. Ayın otuzuncu gecesi güney kapısından hâlâ rüzgâr girdiğini, çalışanlar mal beklediği için kimsenin bir arada oturamadığını söyledi. Yıl birkaç gün geciktiler diye onları tanımazlıktan gelmeyecekti, bari eksik kalan yemeği şimdi yesinlerdi. Wen Jichang önce yeni depo daha açılmadan sofra kurulmasını yadırgadı. Sözünü bitirmeden iki çalışanın yanlarında getirdikleri kuru çörekleri ısıtmak için ocağa yaklaştırdığını gördü. Cümlesinin sonunu yutup altı yedi kişinin oturabileceği bir masa ödünç almaya gitti.

Gu Qing ile büyükannesi yalnızca bir tabak sos getirmeyi kabul etmiş, asıl konuklar arasında sayılmak istememişlerdi. Xu Tan bunu duyunca bu kadar ayrım yapmamasını söyledi. Misafirse oturur, yardım etmek isterse önce elini yıkardı, ikisinden hangisini yapacağını kendi seçebilirdi. Shen Su sos kavanozunu teslim edip doğruca mutfağa yöneldi, gözünü yormayacak bir iş olup olmadığını sordu. Gu Qing hemen oturup beklemesini söyledi ama büyükannesi yarısı ayıklanmış bir leğen sebzeyi çoktan almış, taburesini kimsenin yoluna çıkmayacağı pencere kenarına çekmişti.

Deponun içi hayal ettiğinden farklıydı. Ön odada malzeme yığılmıştı. Arka odalardan birinde çalışanlar geçici olarak yatıyordu, öteki oda yarı ev, yarı yeni gelen çuvalların konduğu yerdi. Xu Tan'ın sandığı tam açılmamıştı. Üstünde çocuğa küçük gelen eski giysiler vardı. Dikişlerini söküp porselenleri sarmakta kullanacaktı. Gu Qing bakmaya utandı, giysileri düzgünce katlamak için elini uzatacak oldu. Xu Tan zahmet etme, yarın yine karıştıracağım, dedi. En üstteki giysiyi kendi kaldırdı, yama görmüş bir açıklık bulup tam avucu büyüklüğünde bir parça kesti.

“Böyle güzel bir kenarı da mı kesiyorsun?” diye sordu Gu Qing.

Xu Tan bezi ters çevirip ona gösterdi. Yüzündeki renk hâlâ yeni gibiydi ama içi çoktan aşınıp incelmişti. Yılbaşında dışarı asınca düzgün görünür, ama kâse sarmaya kalkınca ilk çarpmada yırtılır, dedi. Neyinin iyi olduğunu bilmek gerekirdi. Gu Qing büyükannesine aldığı ceket yakasını hatırladı, biraz mahcup gülümseyip kaba toprak kâseleri dizmeye koyuldu. Altı kâseden ikisi öbürleriyle aynı boyda değildi. Xu Tan onları değiştirmesini istemedi. Yalnızca çorba için olanları az doldurmasını söyledi, taşırken elleri yanmasın diye.

Mutfakta duman yoğundu. Duman, henüz düzeltilmemiş delikten içeri tepiyordu. Wen Jichang eğilip öteki taraftaki aralığı tıkadı. Başını kaldırdığında alnı kapkaraydı. Chen Teyze bir tabak salamura fasulye getirdi. Onu görünce gülüp dükkân sahibinin yeni kapıyı yaptırdığını ama ocağa hâlâ söz geçiremediğini söyledi. Wen Jichang ıslak bezle sildikçe isi alnına daha düzgün yayıyordu. Sonunda Xu Tan silmeyi bırakıp önce ellerini yıkamasını söyledi. Konuklar kapının dışında bekliyordu.

Gu Qing de güldü. Gülüşü bitince birden bu masada otururken hafife alınmamak için işten ne kadar söz etmesi gerektiğini düşünüp durmasına gerek olmadığını fark etti. Shen Su sebzeleri ayıklayınca ince bıçağa el sürmedi, boş bir kâseyi eline alıp genç çırak A-Chun’la güney ağzıyla konuşmaya başladı. A-Chun Nanpu’dan gelmişti. Yaşlı kadın Heze’de eski kayık geçidinin hâlâ durup durmadığını sorunca masanın köşesine iki yemek çubuğu koyup yolu gösterdi. Biri köprüydü, öteki de teknenin yanaştığı kıyı.

Shen Su dikkatle bakıyordu. Yemek çubuklarından biri suyun ortasına konunca oradaki nilüferlerin hâlâ sık olup olmadığını sordu. A-Chun sık olduklarını, bazen yük taşırken kıyı boyunca ilerlediklerinde nilüfer tohumu toplayanların sesini duyduklarını ama bedenlerinin tümüyle yaprakların ardında kaldığını söyledi. Gu Qing önce ona göstermeyi bırakmasını söyleyecekti, kâselerle çubuklar daha dizilmemişti. Büyükannesinin boş kâseyi kavrayıp dinlerken sırtını bile dikleştirdiğini görünce iki çubuğu toplamaya uzanmadı.

Wen Jichang içeri girdiğinde Heze’nin adını duyup Shen teyzenin eskiden oraya gidip gitmediğini sordu. Büyükannesi bir an durdu, sonra oralarda hep böyle olduğunu, yağmurdan sonra suların en geniş hâlini aldığını söyledi. Achun başını sallayıp çocukken bir lotus yaprağını koparmaya uzandığında annesinin ıslak yaprakla elinin sırtına vurduğunu anlattı, herkes güldü. Gu Qing de güldü ama büyükannesinin Yangtze’nin güneyine hiç gitmediğini, Nanpu’nun sokaklarını bile yalnızca başkalarından dinlediğini açıkça söylediğini hatırlıyordu.

Gu Qing sofrada sormadı. Çorba gelince önce büyükannesinin boş kâsesini yarısına kadar doldurup geri verdi. Shen Su kâseyi aldı, parmak uçları kenarında bir an durdu. Başını eğip çorbayı içti. Sanki az önceki sözünü de çorbayla birlikte ağır ağır yutuyordu. Gu Qing büyükannesinin saçındaki tam beyaz olmayan ipek erik çiçeğinin biraz eğrildiğini gördü. Düzeltmek istedi ama sofrada onca insan varken hemen elini uzatmadı.

Yemek yarılanmışken Wen ailesinden bir amcaoğlu geldi. Yer kapmaya gelmemişti; elinde küçük bir paket taze bambu filizi vardı, önce herkesten geç kaldığı için özür diledi. Wen Jichang onu kapı yanına aldı; paranın ne zaman geri verileceğini konuştular. Seslerini özellikle gizlemediler, ama bütün sofraya da seslenmiyorlardı. Gu Qing çorba kâselerini toplarken duydu: Eski depo boşaltılmalıydı, yeni evde onarılacak yerler ilk tahminden fazlaydı; borç alınan sermayeyi bir ay daha ellerinde tutmaları gerekecekti.

Adımlarını biraz yavaşlattı. Wen Jichang evi aldıktan sonra dilediği an açabileceği ayrı bir para sandığına sahip değildi. Xu Tan'ın eski küçük dükkânının malzeme parası da buraya aktarılmıştı, yılbaşından sonra malları bekleyen alıcılar vardı. Kuzeni iç çekip avlunun bir köşesini gerçekten boş bırakacaksa oranın çuvallar kadar para getirmeyeceğini de hesaba katması gerektiğini söyledi. Wen Jichang dönüp erik ağacına baktı. Bildiğini, söz bir kere verilmişken şimdi bu konuyu yeniden açmayacağını söyledi.

Gu Qing bir an yanlarına gidip ağacın altına daha neler konabileceğini söylemek istedi. Wen ailesine borçlu kalmış görünmemek için kendine ayırdığı boş yerden biraz kazanç çıkarmaya çalışır gibiydi. Kapıya kadar yürüyüp durdu. Para onların ailece konuşacağı bir meseleydi. Duyduğu her sıkıntının açığını yirmi dal çiçekle kapatması gerekmiyordu. Boş kâseleri düzgünce üst üste koyup önce Xu Tan’a bulaşık suyunun nerede olduğunu sordu, bir sonraki sözü duymak için başını uzatmadı.

Yemekten sonra A-Chun küçük bir ballı çörek parçası çıkarıp yanındakilerle paylaşmak istedi. Evden getirmiş, yol boyunca yemeye kıyamamıştı. Şimdi yalnızca sert kenarı kalmıştı. Wen Jichang sertse kendini zorlama, dedi ama o yine de birkaç parçaya böldü, gülerek sert de olsa evin tadını taşıdığını söyledi. Gu Qing bir lokma aldı. Şeker kırıntıları dişlerine yapışınca Batı Pazarı’nda biri koku sordu diye nasıl gücendiğini hatırladı. Demek bazı tatların yerini başkası gerçekten tutamıyordu; bütün mesele çiçeğin kaça satıldığı değildi.

Bu düşüncesini dile getirmedi. Büyükannesi sert çöreği ılık suya batırmıştı. Wen Jichang ona bunca yıl çiçek yaptıktan sonra en zor bulduğu türün hangisi olduğunu sordu. Yaşlı kadın çiçeğin ortasının zor olduğunu söyledi. Gençken çiçeğin göbeğini hep başkalarından daha sıkı toplamaya çalışır, ustalık sıkılıkta sanırdı. Bunları söylerken elindeki çöreğin bir köşesi suda dağıldı. Kırıntıları kaşıkla ağır ağır toplarken bir cümle daha ekledi. Bazı çiçeklerin öyle sıkı toplanamayacağını sonradan öğrenmişti.

Xu Tan gülerek şimdi Gu Qing’in yaptığı mavi erik çiçeğini mi kastettiğini sordu. Büyükannesi torununa bakıp Xiaoman’ın da payı olduğunu, hepsini Gu Qing’in yapmadığını söyledi. Gu Qing’in önce yüzü kızardı, sonra Luo Yi’ye bunu kendisinin de söylediğini hatırladı. Şimdi bir başkasının aynı şeyi söylemesine katlanamazsa az önceki sözü misafir önünde gösterilen bir nezaketten ibaret kalacaktı. Eğri kanatlı kâğıt kuşun hikâyesini anlattı. Zhou Jiping’in adını vermedi, yalnızca kimi insanların onlarca şemsiye iskeletini kusursuz yapabildiği hâlde küçücük bir kuşu düzgün katlayamadığını söyledi. Masadakiler bir kez daha güldüler.

Chen teyzenin önce kalkması gerekiyordu. Kızı ayın altısında eve dönecekti, bugün yatağını güneşe sermeliydi. Gu Qing ertesi sabah yine gelip büyükannesinin ceketini prova etmesine yardım etmesini isteyecekti ama bunu duyunca ağzını açmadı. Shen Su ise birkaç gün sonra Güney Köprüsü'ne birlikte pirinç almaya gitmeyi kendi teklif etti. Chen teyze iyi pirinci seçebiliyordu, kendisiyse şimdilik ancak çuvalın köşesini yoklamayı biliyordu. Gu Qing pirinci kendisinin de alabileceğini söyleyecekti. Söz ağzına gelince küçük arabayı kendisi itip götürsün mü diye sordu. Büyükannesi başını salladı. Yakında bir yere bakıp döneceklerdi, her seferinde bütün evin ihtiyacını tamamlamak gerekmiyordu.

Ayın yedisinde ikisi gerçekten dışarı çıktı. Gu Qing evde kalıp çiçek yaptı; başta ortalığı sessiz buldu, sonra sık sık başını kaldırıp sokağa bakmaya başladı. Büyükannesi döndüğünde küçük bir paket kuru meyve getirmişti, pirinçten yalnızca yarım dou almıştı. Yolda eski bir tanıdığına rastladığını, biraz daha oturduğunu söyledi. Gu Qing onun kendi giysisinin cebinden para çıkardığını görünce bunun evde her gün kullandıkları bozuk para kesesi olmadığını fark etti. Kumaşın köşeleri eskimekten parlıyordu, düğüm atma biçimi de kendisininkinden farklıydı.

Kesede ne kadar para olduğunu sormak istedi ama gizlice para harcayan birini sorguluyormuş gibi olmaktan çekindi. Kuru meyveyi kimin istediğini sormakla yetindi. Büyükannesi canının çektiğini söyledi. Gu Qing bir an durdu, sonra kuru meyveyi küçük bir tabağa boşalttı. Demek o ekşili tatlılığın işe yarar bir alışveriş sayılması için önünde bir müşteri ya da bir çiçek siparişi olması gerekmiyordu. Bir tane tattı, ekşiliğinden gözlerini kıstı. Büyükannesi yanında yine gülüp çiçek yapan birinin buna nasıl dayanamadığını sordu.

Gu Qing ancak ayın dokuzuncu gecesi Heze konusunu açtı. Sofrada neden oraya gitmiş gibi konuştuğunu sordu. Shen Su’nun eli iğne kesesinin üstünde durdu. Önce adamın öylesine sorduğunu, kendisinin de hangi tekneye bindiğini anlatmış olmadığını söyledi. Gu Qing neden açıkça söylemediğini soracaktı. Büyükannesinin şakağındaki çiçeği çıkardığını, saçlarının gevşediğini görünce birden bazı sözleri yaşlıların bile söylemekte zorlandığını anladı. Onca yıl çalışmış olmak, bir yeri yalnızca başkalarından duyduğunu kabul etmeyi kolaylaştırmıyordu.

Shen Su ağır ağır anlattı. Gençliğinde biri onu bir mevsim çiçek işine yardım etsin diye güneye çağırmış, yemeğini ve kalacak yerini karşılamayı önermişti. Tam yola çıkabileceği günler gelmişken evde bakılması gereken biri daha olmuştu. Sonra bir fırsat daha çıkmıştı. Kazancı az, yol parası çoktu, o da bir sonraki yılı düşünmüştü. Bu insanların adlarını Gu Qing'e tek tek saymadı, kimsenin kendi ömrünü boşa çıkardığını da söylemedi. Parmak ucuyla masaya geniş bir lotus yaprağı çizip gerçekten suyun üstünde açan çiçeğin herhâlde ipekten yapılanla bir olmayacağını söyledi.

Gu Qing bu mevsimin işleri düzene girince onu götüreceğini söyledi. Öyle hızlı konuştu ki sanki yılbaşından sonra çiçeklerden kazanacağı her parayı şimdiden sırayla Heze yoluna koyabilirdi. Shen Su hemen kabul etmedi, beşinci ayın işlerini kimin yapacağını, eve kimin bakacağını sordu. Gu Qing o vakte kadar bir yol bulunur deyince büyükannesi hafifçe güldü. Az önce A-Chun suyun ortasına giden yolu anlatırken yaptığı gibi doğrulmadı, yalnızca iğne bohçasını bağlayıp gecenin ilerlediğini, önce önlerindeki leğenin suyunu dökmeleri gerektiğini söyledi.

Gu Qing suyu dökmek için dışarı çıktı, yeni duvarın ötesinde birkaç erik çiçeğinin daha döküldüğünü gördü. Islak çiçekleri süpürgeyle usulca bir araya topladı, başını kaldırıp güneye baktı. Ne ırmak görünüyordu ne de lotuslar. İşler düzene girince, sözü odada söylerken pek sağlam duyulmuştu. Dışarı çıkınca ise ipliği düzgün sarılmamış ince uzun bir sapa benzedi, şimdilik hangi vazoya konacağı belli değildi.

· Bölüm sonu ·

Bu kitap, Wang Anshi'nin 《梅花》 (Erik Çiçekleri) şiiri ve bu sitedeki özgün kısa hikâye 《不卖春风》 (Bahar Rüzgârı Satılık Değil) genişletilerek AI yardımıyla özgün olarak yazılmıştır. Kişiler, ticari işler, coğrafya ve tarihlendirme bütünüyle kurgusaldır; şairin biyografisi değildir; özgün eserdeki ağacı koruma, ipek çiçeklerin kokusuzluğu ve büyük ebeveynle torunun nilüfer seyretmesiyle ilgili temel seçimler korunmuştur.

Kitabın içindekileri · 36 bölüm
  1. Serin koku ipekte değil
  2. Beyaz Kirecin Çevrelediği Yer
  3. Ay Işığında Makas
  4. İpek erik çiçeği masaya geliyor
  5. Kapı öte yana bakıyor
  6. İki Küçük Para Dizisi
  7. Yer Açılan Yay
  8. Kokusuz Tabela
  9. Yarım Günlük Ücret
  10. Çiçek Olmayan Çiçek
  11. Kardan Sonra Kutulama
  12. Bir dal kaç para
  13. Başkasının Evinde Yılbaşı Arifesi
  14. Çiçeklenme Mevsiminden Sonra
  15. Adı Kâğıda Basmak
  16. Bir kâse ılık bile olmayan pilav
  17. Yeniden Yapmaya İzin Olmayan İlk Sefer
  18. Geri Gelen Sandıklar
  19. İki Kişinin Avlusu
  20. Yağmur Eski Oluktan Akar
  21. Xiaoman’ın Hesabı
  22. Şemsiyenin Yanındaki Boş Yer
  23. Müşterilerin İstediği Bahar
  24. Masada kalan çiçekler
  25. Bir İnsanın Kendi Yolu
  26. Beşinci Ayı Ticarete Bırakmamak
  27. Çiçeklere Bakanlar
  28. Üçüncü Para Kesesi
  29. Yazın Ağaç Ne Olacak?
  30. Tekneye binmeden önce
  31. Su Yolculuğunun İlk Etabı
  32. Lotus Yaprakları Henüz Açılmadı
  33. Suyun Ortasındaki O Çiçek
  34. Dönüşte Çiçek Zamanına Yetişme Telaşı Yok
  35. Erik Ağacının Yaz Gölgesi
  36. Bir Tane Daha Yenisini Yapmak

Yorumlar

Yorumlar yükleniyor…

← Kitaplığa dön, sıradaki hikâyeyi oku

Temanızı seçin

Temanız tüm sitede geçerli olur.