Eski Çin atmosferinde zanaat ve toplumsal ilişkiler üzerine uzun roman
Suyun Ortasındaki O Çiçek
酷无极 · Yapay zekâyla yazım · 10304 karakter · Yaklaşık 8 dakika
Ayın yirmi ikisinde Nanpu’dan ayrıldılar. Toprak yolda arabanın tekeri iki kez çamura saplandı. Gu Qing inip itmeye yardım etti. Ayakkabılarının tabanına kalın bir çamur topağı yapışmıştı, ayağını kaldırmak teknedekinden de zordu. Shen Su arabada oturmuş, Gu Qing’le arabacının biri sağdan biri soldan güç verirken seslenişini dinliyordu. O da alçak sesle onlara katıldı ama ritmi şaşırdı. Arabacı gülerek teyze böyle bağırırsa eşeğin bile ne yana gideceğini bilemeyeceğini söyledi. Shen Su sustu, arabayı çıkarana kadar bekledi, sonra ortalığı karıştırdığına kendisi de güldü.
Heze kent kapısının dibindeki bir su birikintisi değildi. Pirinç tarlalarını, bambu çitleri ve avlularının önünde balık kurutan birkaç evi geçtiler. Araba iki viraj alınca uzakta kat kat yaprak birden ışıldadı. Yakında su daralıyordu, tavuklar çamurun kenarında yem arıyor, rüzgâr kurutulan pirinç saplarının kokusunu taşıyordu. Shen Su vardıklarına sevindiğini söylemekten önce boynunu uzatıp kırmızı aradı. Uzun süre bakıp yeşilden başka bir şey göremedi, şapkasının kenarının burnunun ucuna kadar indiğini bile fark etmedi.
Gu Qing büyükannesinin şapkasını kaldırdı. Kendi de bir an hayal kırıklığına uğradı. Yaprakların her biri desenlerdeki gibi yüzünü insana dönmüyordu. Bazıları ters dönmüş, bazıları kıvrılmış, kenarları yırtılmıştı. Suyun altında geçen yıldan çürüyüp kalmış saplar da vardı. Kırmızı çok uzakta iki üç noktaydı, sanki biri gelişigüzel bırakmıştı da onun bunca zamandır beklediği güzel manzarada bir araya gelmeye yanaşmıyorlardı. Çantasını öteki eline geçirdi, yanlış gölete mi getirdiğini sormak geldi içinden.
Arabacı onları yolcu ağırlayan bir çiftlik evine götürdü. Ev sahibi Pang Yun'u tanıyordu, oda ücretinde indirim yapmadı ama arkalıklı uzun bir sıra ödünç verdi. Oda kuruydu, avlunun ötesinden su görünüyordu. Shen Su oturduğu yerden bir daha kalkmadı. Gu Qing tekne çağırmak istedi, yaşlı kadın bugün suya inmeyeceğini, arabada yeterince sarsıldığını, önce yemek yiyeceğini söyledi. Bunca zaman beklemişti ama yolun son bölümünü de alelacele bitirmeye kalkmadı.
Gece rüzgâr yaprakların arasından geçerken Gu Qing’in daha önce hiç duymadığı bir ses çıkardı. Erik yapraklarının ince hışırtısına da kâğıt tepsinin rafa sürtünmesine de benzemiyordu. Pencere yanında yatıp yaprakların birbirine değmesini dinledi. Yaptığı bütün ipek yaprakları düşündü; hangisine dokunsa aynı sessizlikle karşılaşırdı. Büyükannesi yatağın iç tarafında döndü, yarın yağmur yağar mı diye usulca sordu. Gu Qing bilmiyordu, yalnızca kalkınca bakarız, dedi.
Ayın yirmi üçü sabahı ince bulutların arasından ışık sızarken kayıkçı Shao Shuang küçük kayığını alçak iskeleye yanaştırdı. Kayık dardı. İkisi ortadaki alçak sıraya oturacak, ayaklarını aynı uca uzatamayacaklardı. Shen Su geçiş tahtasını görünce yine durdu. Gu Qing elini uzatıp onu acele ettirmek yerine kayıkçıyla birlikte tahtayı iki yandan sabitledi. Yaşlı kadın kendisi biraz beklemelerini istedi, sağ ayağını kaldırıp yokladı. Ancak kayığa adım attıktan sonra Gu Qing’e elini uzattı. Avucu terden nemliydi.
Kayık kıyıdan ağır ağır ayrıldı. Shao Shuang en sık yaprakların arasına dalmadan önce sığ çamurluğu dolaştı. Kıvrık bir yaprağın kenarına zümrüt yeşili küçük bir böcek kondu. Shen Su daha yakından görmek için eğildi. Kayıkçı kadın dışarı sarkmamasını söyleyince hemen doğruldu ve sınıfta adı söylenmiş gibi Gu Qing’e küçük bir gülümseme gönderdi. Gu Qing uzanıp onun yanındaki çantayı alttan destekledi. Bu kez omzunu bastırmadı, kendi bacaklarını da biraz ortaya çekti.
İlk lotus sol önlerindeydi. Taç yaprakları açılıp biraz gevşemiş, kenarları açık kahverengiye dönmüştü. İnsanların “tam vaktinde” diyeceği hâlde değildi. Gu Qing, uzaktaki kırmızı çiçeği görmek için çevresinden dolaşmalarını isteyecekti ama Shen Su daha önce davranıp durmalarını söyledi. Shao Shuang sırığı sağlamca sapladı ve kayığın rüzgârla ağır ağır yarım tur dönmesine izin verdi. Çiçek yan taraftan gözlerinin önüne geldi. Tepesinde küçük bir arı vardı, içine girdi, sonra yeniden çıktı.
Büyükannesi uzun uzun baktıktan sonra ağzını açıp “Benim yaptığımdan büyük,” dedi.
Gu Qing bir an şaşırdı, sonra sesli güldü. Shen Su da güldü. Eliyle dizinin üstünde kendi gri lotusunun boyunu gösterdi. Gerçek çiçek duyup gücenecekmiş gibi sesini alçalttı. Bu çiçek iyice açıp geçmeye mi yüz tuttu, diye sordu. Shao Shuang bugün ya da yarın yaprakların biraz daha dağılacağını, çiçek geçtikten sonra da içinde tohum tablasının gelişebileceğini söyledi. Shen Su çiçek dağılmak üzere diye hayal kırıklığına uğramadı. Bakışları ona daha da yaklaştı, sanki kaçırdığı bir iki günün bütünüyle kayıp olmadığını sonunda anlamıştı.
Gu Qing örnek kaydettiği küçük kâğıdı çıkardı. Önündeki çiçeğin kaç kat taç yaprağı olduğunu sayacaktı. Kayık hafifçe dönüp de yediye geldiğinde arkadan üç yaprak daha göründü. Baştan saydı, rüzgâr yeniden çevirdi, bir türlü hepsini sayamadı. Kaşlarını çattı. Yanında büyükannesi alçak sesle, ötede yarı açık bir tane var, dedi. Gu Qing başını kaldırıp karşılık verdi. Gözü yeniden elindeki kâğıda dönmek istiyordu ama kâğıdın köşesi nemden yumuşamış, kömür kaleminin izi küçük bir lekeye dönüşmüştü.
“Size bir tane koparayım mı?” diye sordu Shao Shuang, “Burada satanlar var, kendiniz koparmak zorunda değilsiniz.”
Gu Qing yakındaki çiçeğe baktı. Avucuna alıp çevirse kaç kat yaprak olduğunu görür, kaldıkları yere götürüp bir kez dikkatle ayırabilirdi. Kâğıdı katladı, istemediğini söyledi; tekneyi azıcık kaydırsınlar da büyükannesi yarı açmış olanı görsün. Neden istemediğini büyükannesine anlatmadı, örnek notlarını koyduğu küçük bohçayı oturağın altına sıkıştırdı. Tekne döndü. Suda kalan çiçek bu kez koparılmadı diye daha çok kokmadı, ama Gu Qing yine de bir hafiflik duydu.
Yarı açmış çiçek geniş yaprakların arasındaydı, yalnızca tepesi görünüyordu. Shao Shuang, yaprakları ve kayığı sürtüp zedelemekten çekindiği için zorla araya girmedi. Çiçeğin görülebildiği bir yerde durdu. Shen Su oturağın kenarına tutunup yüzünü hafifçe yana çevirdi. Gözlerinde sulu bir ışık titreşti. Ağlamadı, orada olmayan birine de seslenmedi. Dudakları hafifçe aralandı, uzun süre söyleyeceği sözün devamını unutmuş gibi kaldı.
Gu Qing büyükannesine baktı. Birden ona doya doya bakıp bakmadığını, çiçeği görüp görmediğini, eskiden düşlediği gibi olup olmadığını sormak istedi. Bütün bu sözler boğazına yığılmıştı. Birini bile sorsa gözlerinin önündeki an, cevap verilmesi gereken bir şeye dönüşecekti. Sonunda yalnızca hafif şemsiyeyi biraz kaydırıp yaşlı kadının ısınmaya başlayan ensesini güneşten korudu. Kendi yüzünün yarısı hâlâ güneşteydi. Gözlerini hafifçe kısıp o da çiçeğe baktı.
Çiçek beklediklerinden daha soluktu. Sapa yakın yeri beyazdı, kırmızı yalnızca uçlarındaydı. Suyun üzerinden yoğun bir koku gelmiyordu. Shen Su birden, kendisi boyasa uçları mutlaka daha koyu yapacağını söyledi. Gu Qing de öyle yapacağını söyledi. Gülüştükten sonra ikisi de sustu. Rüzgâr esince yarı açık taç yapraklar hafifçe ayrıldı. İkisi de daha da açılacaklarını sandı, uzun uzun baktılar, ama çiçek öylece kaldı. Gu Qing'in oturmaktan ayağı uyuşmuştu, yine de önce kendisi kımıldamaya kıyamadı.
Shao Shuang biraz daha batıya gidip gitmeyeceklerini sordu; orada bir alan daha vardı. Gu Qing dönüp büyükannesine baktı. Yaşlı kadın dizini ovuşturuyor, hemen cevap vermiyordu. Eskiden, bunca yıl beklenen bir şeyin tadını bir seferde herkesten çok çıkarmak gerektiğini sanırdı. Şimdi sağ dizine bakınca sonunda başını salladı: “Batıya gitmeyelim. Biraz daha durup dönelim.”
Kıyıya dönmeden önce kayık, aşağı sarkan bir yaprağın yanından geçti. Yaprağın arkasındaki damarlar çok açık bir renkte dışa doğru yayılıyordu. Gu Qing'in eli yine onları çizmek istedi. Eli kımıldadı ama yalnızca şemsiyenin kenarını geriye çekti. Bir kez gördüğü bu yapraktan aklında ne kadarını tutabilirse yanında o kadarını götürecekti. Arkadan Shao Shuang öğleden sonra suyun burada daha parlak olduğunu söyledi. Gu Qing bu kez büyükannesi adına gelip gelmeyeceklerini söylemedi, ona sordu. Shen Su öğleden sonra uyuyacağını söyledi.
Öğle yemeğinde taze fasulye ve küçük bir kâse balık çorbası vardı. Shen Su önce balığın kılçığının çokluğundan yakındı, ayıklarken de uykusu geldi. Gu Qing kâseyi elinden aldı. Yaşlı kadın kendi başına yiyebileceğini söyleyecekti ama sözünü bitiremeden gözleri kapandı. Gu Qing büyükannesini yatağın başına yasladı, ayakkabılarını ayakucuna bıraktı, dizliklerini gevşetti. Pencere yarı açıktı, dışarıda bunca yıldır görmeyi beklediği nilüferler hâlâ hışırdıyordu, yaşlı kadınsa gerçekten uyumuştu.
Gu Qing avlunun dışındaki uzun sıraya oturup tek başına suya baktı. İlk kez bu yolculukta yalnız kendisine ait bir öğleden sonra da olduğunu hissetti. O, büyükannesinin bacakları ya da çiçeklerin hesabını tutan eller değildi. Yunjin’den çıkıp gelmiş, bileği çiçek yapmaktan sızlayan, saç kurdelesinin ucu rüzgârda savrulmuş, burada biraz daha oturmak isteyen genç bir kadındı sadece. Bacaklarını uzattı. Ayakkabısının altındaki çamur kurumuştu, hafifçe dokununca küçük bir parça düştü.
Akşamüstü Shen Su uyanıp ne kadar uyuduğunu sordu. İki saati biraz geçtiğini duyunca canı sıkıldı, en güzel manzaraları uykuda kaçırdığını söyledi. Gu Qing sabah ne kadar memnun olduğunu hatırlatıp onun sözünü kesmedi, gülümseyip akşam manzarasına çıkabileceklerini söyledi. Bu kez tekneye binmediler, çiftlik evinin önündeki düz yolda ağır ağır yürüdüler. Önceki çiçeğe kadar gidemediler. Yalnızca uzaktaki kırmızı bir çiçeğin renginin koyulaşmasını gördüler. Yaşlı kadın akşam renginin de fena olmadığını söyledi, sonra dudaklarını birbirine bastırdı. Öğle uykusunun günü mahvetmediğini kabullenmeye hâlâ biraz kıyamıyor gibiydi.
Akşam yüzlerini yıkarken Shen Su'nun ensesinde küçük, kızarmış bir yer vardı. Sabah şemsiye kayınca güneşte kalmıştı. Gu Qing dokununca sıcaklığı hissedip hemen serin bir bez almaya koştu, ama yaşlı kadın onu durdurdu. Yara değildi, seyirle geçen yarım günün her anında yeniden kusur aramaya gerek yoktu. Yine de Gu Qing'in bezi bir süre tutmasına izin verdi. Kımıldamadan oturdu, dudaklarında henüz silinmemiş küçük bir gülümseme vardı. Bezi kaldırdıklarında leğendeki yaşlı yüzün yansıması artık seçilmiyordu. Gu Qing suyu kapının dışına taşırken kendisinin de gülümsediğini fark etti.
Ayın yirmi dördünde hafif yağmur yağdı, çiftlik evinde kaldılar. Shen Su gri lotusu kutudan çıkardı, Gu Qing sökmek için acele etmedi. İkisi yapma çiçeği pencereye kaldırıp dışarıdaki suyun rengiyle karşılaştırdı. Griliği biraz gülünçtü, biçimi de fazla yassıydı. Yaşlı kadın çiçeğin kusurunu örtmeye çalışmadı, parmağıyla yapraklardan birini geriye itti, sonra birden durup değiştire değiştire ilk çiçeğe benzemez hâle getirmeyelim, dedi. Gu Qing kabul etti, kâğıda yalnızca birkaç daha hafif kavis çizdi.
Ayın yirmi beşinde hava açıktı. Yeniden kıyıya gidip yarım gün oturdular. Çiçek biraz daha açmıştır diye ille de tekneye binmediler. Shao Shuang suyun üzerinden geçerken sırığını kaldırıp selam verdi. Shen Su da elini kaldırdı, sanki burada da artık tanıdığı biri vardı. Kıyıda yaşlı bir kadın lotus tohumlarını soyuyor, bunların henüz bu göletin bu yılki taze lotuslarından olmadığını söylüyordu. Büyükannesi önce nasıl satın alacağını soracaktı. Taze olmadıklarını duyunca yalnızca bir tane alıp tadına baktı, başını salladı ve bütün güzel şeyleri tek yolculuğa sığdırmaya çalışmadı.
Ayın yirmi altısında Nanpu'ya dönerlerken araba pirinç tarlalarının yanından geçti. Gu Qing başını çevirdi, su birkaç evin arkasında kalmış, çiçekler gözden kaybolmuştu. Büyükannesi onları aramak için boynunu bir daha uzatmadı, gri nilüfer kutusunu tutup arabayla birlikte ağır ağır sallandı. Gu Qing dizi ağrıyor mu diye sordu. Yaşlı kadın ağrıdığını söyledi, hemen sonra arabanın yanındaki adı bilinmeyen bir öbek sarı çiçeği gösterip bunun da güzel olduğunu söyledi. Gu Qing toplamak için arabadan inmedi. O küçük sarılık arkalarında kalana kadar büyükannesiyle birlikte baktı, ancak ondan sonra yüzünü çevirdi.
· Bölüm sonu ·
Bu kitap, Wang Anshi'nin 《梅花》 (Erik Çiçekleri) şiiri ve bu sitedeki özgün kısa hikâye 《不卖春风》 (Bahar Rüzgârı Satılık Değil) genişletilerek AI yardımıyla özgün olarak yazılmıştır. Kişiler, ticari işler, coğrafya ve tarihlendirme bütünüyle kurgusaldır; şairin biyografisi değildir; özgün eserdeki ağacı koruma, ipek çiçeklerin kokusuzluğu ve büyük ebeveynle torunun nilüfer seyretmesiyle ilgili temel seçimler korunmuştur.
Yorumlar
Yorumlar yükleniyor…
Ne söylemek istersin?Yorumlara katılmak için giriş yap →