Ana içeriğe geç

CooLWJ'de ara

选择搜索范围,输入关键词后按回车。

Dil

Elde bir cilt

Eski Çin atmosferinde zanaat ve toplumsal ilişkiler üzerine uzun roman

Kapı öte yana bakıyor

酷无极 · Yapay zekâyla yazım · 10569 karakter · Yaklaşık 8 dakika

Zhou Jiping bir şemsiye değil, üzeri henüz kaplanmamış dört şemsiye iskeleti getirmişti. Bunları uçları arkaya bakacak şekilde omzuna dayamıştı. Doğu Taş Sokağı’na girerken yarım dönmesi gerekti. Gu Qing tam Wenlerin kapısında durmuş, iki arabacının uzun bir keresteyi yeniden arabaya kaldırışını seyrediyordu. Hangisi ötekine önce yol verse olmuyordu. Gu Qing sıra sıra şemsiye uçlarından sakınmak için başını eğdi, ama Zhou Jiping daha önce durmuştu, sanki onun yerine bakan bir gözü daha vardı.

“Arkada yarım chi daha var,” dedi.

Gu Qing onun kendi eteğinden söz ettiğini sanıp hemen eteğini kaldırdı. Zhou Jiping güldü, omzundaki şemsiye iskeletlerini gösterip o yol vermezse kendisinin de bu yarım chi'yi kolunun içine çekemeyeceğini söyledi. Gu Qing ancak o zaman uzun kerestenin onun önünü, omzunun gerisindeki şemsiyelerin de kendi önünü kestiğini gördü. İkisi de nezaket gösteriyordu ama arada yer açılmıyordu. Sonunda arabacı keresteyi dik tutunca hep birlikte avluya geçebildiler.

Wen Jichang ondan kuzey odasının yağmur sızdıran yerine bakmasını istedi. Eski kiremitler henüz değiştirilmemişti, yağmurlu günlerde orayı sürekli açık tutamıyorlardı. Altına geçici olarak bir örtü germek istiyorlardı ama bez kirişe yapışırsa rüzgâr esince üzerinde su toplanacaktı. Zhou Jiping biçimi denemek için büyük boy şemsiye iskeletleri getirmişti, çalışanların kol hesabıyla ölçü almasına razı olmadı. Dört iskeleti eski sundurmanın altında açtı. Rüzgâr geçince bambu şeritlerin hepsi birden ses verdi, sanki avluda tüyleri daha tam çıkmamış birkaç kuş birden ayağa kalkmıştı.

Gu Qing’in gözü onun iple genişliği ölçmesine takıldı. Yaptığı şey çiçek bağlamaya biraz benziyordu ama çok daha kaba bir işti. Böyle bir iskeletin ne kadar dayanacağını sordu. Zhou Jiping onu şemsiye olarak mı kullanacaksın, bütün evi korumak için mi, ona bağlı, dedi. Kırık kirişi gösterip bambu iskelete kefil olabileceğini, kiriş çökerse kendisi şemsiyeci diye daha hafif düşmeyeceğini söyledi. Wen Jichang kaşlarını çattı ama Xu Tan, bunu baştan konuşalım da yağmur yağınca iki taraf birbirine sövmesin, dedi.

Konuşma bittikten sonra Zhou Jiping kapıdan araba yoluna bir kez baktı. Önce erik ağacına değil, tekerlerin bıraktığı iki taze sürtünme izine baktı. Sonra güneydeki kırık yan kapıya gidip tokmağına dolanmış kuru sarmaşığı çözdü. Kapının yarısı eskiden kapatılmıştı. Tahtaların ardından sokağın ışığı sızıyordu. Eski eve kömür arabalarının vaktiyle buradan girip girmediğini sordu. Wen Jichang çizimde öyle göründüğünü ama duvara bakınca anlaşılmadığını söyledi.

“Kapıyı bu yana açarsak araba sokağın doğrultusunda gider, avlunun içinde koca bir dönüş yapması gerekmez,” dedi Zhou Jiping.

Gu Qing’in yüreği hop etti, neredeyse atılıp söze girecekti. Büyükannesinin gece sözünü ettiği kömür arabasını hatırladı. Kendisinin de tam bunu soracağını söylemek istedi ama fikri sahiplenmeye çalışıyor gibi görünmekten çekinip sustu. Zhou Jiping boş bir arabayı sokağın ağzına çektirdi. Önce kırık kapıdan kendi çıkıp ayakkabısının tabanıyla tekerleklerin geçebileceği yeri kabaca çizdi. Güney Sokağı, Doğu Taş Sokağı’ndan genişti ve suya bakan yanında yayalara ayrılmış bir yol kalıyordu. Araba sokağın doğrultusunda girerse gerçekten erik ağacının bulunduğu köşeye doğrulmak zorunda kalmazdı.

Wen Jichang da dışarı çıktı, ayakkabılarının tabanına bir kat ıslak kül yapıştı. Kapıyı böyle değiştirirlerse yağmur siperliğinin de güney revakına taşınıp taşınamayacağını sordu. Eski güneybatı köşesinde üstü açık bir avlu kalacaktı. Zhou Jiping şemsiye çubuğuyla ölçüp siperliğin oraya bağlanabileceğini, ama kapı üstü kirişinin ayrı hesaplanacağını söyledi. Kendisi iskelet kurmayı biliyor, duvarcının adına fiyat veremiyordu. Gu Qing ancak o zaman başını kaldırıp erik ağacına baktı. Dalın ucu hâlâ eski duvara dayanıyordu. Herkes konuşurken başka yöne döndü diye ağaç konunun dışında kalmamıştı. Sanki sonunda ağaca uğramadan geçilebilecek bir yol açılmıştı.

Chen Teyze'nin kurutma askısı tam o yolun üstündeydi. Kucağında bir leğen yıkanmış bezle geldi, kapının çevresinde toplananları görünce olduğu yerde durdu. Zhou Jiping tekerleğin izleyeceği son çizgiyi henüz bitirmemişti ki kadın, tekerlek benim ayağımın üstünden geçecek, onu da hesaba kattınız mı, diye sordu. Wen Jichang aceleyle şimdilik yalnızca baktıklarını söyledi. Chen Teyze leğeni yol kenarına koydu. Önce bir bakalım diyen çok olur, dedi, çoğu da her şeye bakıp karar verdikten sonra burada bez kurutan biri olduğunu hatırlar.

Gu Qing hemen kurutma askısını kuyunun öbür yanına taşıyıp taşıyamayacaklarını sordu. Chen Teyze gözlerini ona dikti: “Kuyunun öte yanı öğleden sonra güneş almıyor, bilmiyor musun?”

Elbette biliyordu. O kış günlerinde büyükannesi bir yorganın köşeleri de kurusun diye çoğu zaman yönünü üç kez değiştirirdi. Gu Qing o kadar acele konuşmuştu ki söylediği ilk kendi kulağına kötü geldi. Çömelip Chen Teyze'nin leğenin kenarından kaymak üzere olan bezini alttan tuttu. Soğuk su bileğinden koluna aktı. Olanı elleriyle yapabileceği bir işe çevirmek istiyordu. Chen Teyze fırsat bulmuşken onu yeniden azarlamadı. Leğeni sağlamca uzatıp tekerlek çizgisinin ortasında durmamasını söyledi.

Sokak kenarında fasulye satan Liu Nine de geldi. Tezgâhı her gün güney kapısının yanında küçük bir köşeyi kaplıyordu. Sundurma kurmamıştı ama altı yedi yıldır oradaydı. Yeni kapı açılırsa sıcak fasulye leğenini insanlarla arabaların geçtiği yerde tutamazdı. Wen Jichang öteki uçta yer açabileceklerini söyleyince Liu Nine önce rüzgârın nereden estiğini, sonra müşterilerin kendisini görüp göremeyeceğini sordu. Sesi yüksek değildi ama sorduğu iki soru bir tezgâhın yerini değiştirmekten daha çetindi. Gu Qing kapının yönü değişince herkesin işinin kolaylaşacağını sanmıştı. Şimdi bir yerde iş kolaylaşırken bir başka yerde biraz güçleşebileceğini görüyordu.

Zhou Jiping yerdeki tekerlek izlerini ayağıyla silip yeniden çizdi. Boş araba sokağın ağzına çekildi, iki arabacı duvarın yanında durdu, katır bile başını yana çevirip bekledi. Xu Tan kimseyi hemen razı olmaya zorlamadı. Önce Liu Nine’den fasulye tezgâhını her zamanki gibi kurmasını istedi. Sonra bir çırağa iki tahta getirtti ve Chen Teyze’nin kurutma askısının altına koydurdu. Kumaşlar sarkınca gerçekte ne kadar yer kaplayacaklarını böyle ölçtü.

Gu Qing bir adım atınca ıslak bezin kenarına çarptı. Bez yüzünün önünden sıyrılıp serin bir iz bıraktı. Zhou Jiping bir şemsiye çıtasıyla bezi biraz kaldırıp önce onun geçmesini söyledi. Gu Qing başını kaldırınca Zhou Jiping’in yenine iliştirilmiş kırık bir bambu şeridi gördü. Bahçıvanın atmaya kıyamadığı kırık bir dal gibiydi. Dayanamayıp uzandı, şeridi çekip çıkardı. Zhou Jiping işe yarayacağını, kısa şeritle küçük şemsiyelerin onarılabildiğini, her kırılanı atmak gerekmediğini söyledi. Gu Qing şeridi ona geri verdi. İkisi de bir süre şakayı sürdürmedi.

O gün anlaşmaya varamadılar. Wen Jichang kapıyı değiştirmenin ne kadar fazla tutacağını kiremit ustasına sormalıydı, Chen Teyze öğleden sonra güneşin tam nereden vurduğunu görmeliydi, Nine Liu ise yeri gelince bir yer verilir sözüyle yetinmeye yanaşmıyordu. Yine de Gu Qing, önceki gün satış senedine bakıp döndüğünden daha rahat hissediyordu. Hiç değilse herkes beyaz kireç halkasının başından ayrılmış ve avlunun tek köşeden ibaret olmadığını görmüştü. Ertesi gün yeniden denemek için Wen’lerden boş araba isteyip isteyemeyeceğini sordu, sonra Chen Teyze tek başına toplamak zorunda kalmasın diye kurutma askısını geri taşıdı.

Dağılırken Zhou Jiping tahtayı taşımasına yardım etti. Gu Qing neden yarım gün daha kalmaya razı olduğunu sordu. Kendi şemsiye arabasının da bu sokaktan geçtiğini, doğu kapısı her gün tıkanırsa mal taşıyan herkesin bekleyeceğini söyledi. Bir de Wen ailesi örtüyü düzgün gererse ileride yağlı bezi kendisinden alacaktı, yardımının da bir karşılığı vardı. Bunu duyunca Gu Qing artık aceleyle teşekkür etmek zorunda hissetmedi. Yalnızca dükkânının nerede olduğunu sordu. Zhou Jiping çenesiyle nehir köprüsünü gösterdi. Büyükannenin bambu ipi aldığı sokakta, dedi, oradan iki dükkân daha ileride.

“Ben de seni marangoz sanmıştım,” dedi.

“Şemsiye yapanın yağmuru biraz durdurabileceğini sananlar da var.”

Gu Qing güldü. Müşterilerin ipek çiçeklerinin niye kokmadığını sorduğu aklına geldi. Bu kez sonunda alaya alındığını düşünmedi. Zhou Jiping onun güldüğünü görünce sepette çiçek olup olmadığını, bir dalına bakıp bakamayacağını sordu. Yakından inceledi ama burnuna götürmedi. Yalnızca dalın altını çevirip ince ipin bambu sapı nasıl sardığına baktı. Gu Qing, çiçeği saçın yanına takarken tam oradan tutulduğunu, o yüzden kalın olmaması gerektiğini söyledi. Zhou Jiping başını salladı. Şemsiye sapı da öyle, dedi, alırken insan önce kumaşına bakar, avucunun nereyi kavradığını yağmura çıkınca anlar.

Gu Qing akşam eve döndüğünde ayakkabılarıyla çorapları sırılsıklamdı. Önce onları çıkarıp ocağın yanına kurumaya koydu. Shen Su yüzündeki kül izini görünce silmesi için bez uzattı, sonra kapının açılıp açılamayacağını sordu. Gu Qing henüz belli olmadığını söyleyip Chen Teyze’yi, Liu Nine’yi, arabacıları ve yağmur sundurmasını tek tek anlattı. Chen Teyze’ye kurutma askısını kuyu yanına taşımasını önerdiği yere gelince büyükannesi hafifçe güldü. Gu Qing hemen sonra yanıldığını anladığını söyledi, daha fazla gülmesindi. Shen Su gülüşünü ağır ağır topladı, yarısı gözlerinin kenarında kaldı.

Eski kalıp kâğıdının yarısıyla ilgili olanları da anlattı. Ji Abla o zamanki çentiği kendisinin yanlış keserek açtığını söylemişti, büyükannesi niye bundan hiç söz etmemişti? Shen Su elindeki pirinç eleğini öne itip önce taşları ayıklamasını söyledi. Bu kez Gu Qing hemen başını eğmeyince büyükannesi konuştu. O işte müşteriler aceleciydi, yapılacak çok şey vardı, her ayrıntı aklında kalmamıştı. Ardından Ji Abla'nın kaba çalıştığını, sonradan çoğunu yine kendisinin düzelttiğini ekledi. Gu Qing dinledi, yaşlı kadının hangisini gerçekten unuttuğunu, hangisinden hâlâ vazgeçemediğini bilemedi.

Ertesi gün arabayı denediler. Chen teyze önce kurutma rafını bir parça kısalttı, Nine Liu da yük sırığının iki ayağının yönünü değiştirdi. Sonunda güney kapısının önünde biraz yer açıldı. Ama tekerlek kırık eşiğe gelince yine sıkıştı. Arabacı omzuyla bir itince boş araba birden öne atıldı, az kalsın şemsiye iskeletini devirecekti. Zhou Jiping eliyle önünü kesti, Gu Qing telaşla öbür ucu yakaladı. Biri sağdan, biri soldan, henüz kumaşı gerilmemiş bambu iskeleti kucaklayıp erik ağacının altına çekildiler. Bir dal ucu Gu Qing'in saçına değdi, düşen küçük bir çiçek tam Zhou Jiping'in yenindeki ıslak yere yapıştı.

Wen Jichang kapının yanında uzun süre çömeldi. Sonunda eşiğin alçaltılması, güney sundurmasının kısa bir bölümünün de sökülüp yeniden yapılması gerektiğini söyledi. İşçilikten tasarruf edelim demekle bütün masraf ortadan kalkmıyordu. Daha önce yere çizdikleri rahat geçişin artık tuğla, kereste ve işçilik olarak bir bedeli vardı. Gu Qing para sözünü duyunca yüreği yine sıkıştı ama şemsiye iskeletini bırakmadı. Yan tarafta Xu Tan’ın kömürle rakamlar yazdığını, işi bitince de parmağının ucuyla bir çizgiyi sildiğini gördü. Sanki o da aynı şekilde neyin kalıp neyin çıkacağına karar veriyordu.

Ayın yirminci günü öğleden sonra He Fengqiu duvara bakmaya geldi. Ağacın yanındaki eski tuğlalara küçük çekiciyle vurdu. Düz duvarın en kolay örüldüğünü, duvarı kavisli döndürmenin yarım gün daha alacağını, eski oluğu koruyacaklarsa duvar dibine konacak malzemenin de ayrıca seçilmesi gerektiğini söyledi. Wen Jichang Gu Qing’e bakıp sözünün gerisini getirmedi. Gu Qing artık ağacı yerinde bırakmanın yalnızca isteyip istememekle çözülemeyeceğini biliyordu. Öyle elinin altında başka yere aktarabileceği türden bir şey koymayacaktı ortaya.

Eve dönünce ilk ipek erik dalını masaya yatırdı, parmağını dalın dibine doladığı ince ip boyunca gezdirdi. Ne kadar iyi yapılırsa yapılsın bir dal ancak bir dal parası ederdi. Yirmi dal bir araya gelince küçük bir yığın olurdu. Bunlarla gerçekten kavisli bir duvarın bir bölümünü yaptıracaksa önce hesabı açıkça çıkarması gerekirdi. Shen Su pirinç eleğini kaldırıp ona masanın yarısını açtı. Hangisinin daha kıymetli olduğunu konuşmaya girişmeden giysi sandığını birlikte çekip çıkardılar. İçindeki birkaç kısa para dizisi eski bezin ardından hafifçe şıngırdadı.

· Bölüm sonu ·

Bu kitap, Wang Anshi'nin 《梅花》 (Erik Çiçekleri) şiiri ve bu sitedeki özgün kısa hikâye 《不卖春风》 (Bahar Rüzgârı Satılık Değil) genişletilerek AI yardımıyla özgün olarak yazılmıştır. Kişiler, ticari işler, coğrafya ve tarihlendirme bütünüyle kurgusaldır; şairin biyografisi değildir; özgün eserdeki ağacı koruma, ipek çiçeklerin kokusuzluğu ve büyük ebeveynle torunun nilüfer seyretmesiyle ilgili temel seçimler korunmuştur.

Kitabın içindekileri · 36 bölüm
  1. Serin koku ipekte değil
  2. Beyaz Kirecin Çevrelediği Yer
  3. Ay Işığında Makas
  4. İpek erik çiçeği masaya geliyor
  5. Kapı öte yana bakıyor
  6. İki Küçük Para Dizisi
  7. Yer Açılan Yay
  8. Kokusuz Tabela
  9. Yarım Günlük Ücret
  10. Çiçek Olmayan Çiçek
  11. Kardan Sonra Kutulama
  12. Bir dal kaç para
  13. Başkasının Evinde Yılbaşı Arifesi
  14. Çiçeklenme Mevsiminden Sonra
  15. Adı Kâğıda Basmak
  16. Bir kâse ılık bile olmayan pilav
  17. Yeniden Yapmaya İzin Olmayan İlk Sefer
  18. Geri Gelen Sandıklar
  19. İki Kişinin Avlusu
  20. Yağmur Eski Oluktan Akar
  21. Xiaoman’ın Hesabı
  22. Şemsiyenin Yanındaki Boş Yer
  23. Müşterilerin İstediği Bahar
  24. Masada kalan çiçekler
  25. Bir İnsanın Kendi Yolu
  26. Beşinci Ayı Ticarete Bırakmamak
  27. Çiçeklere Bakanlar
  28. Üçüncü Para Kesesi
  29. Yazın Ağaç Ne Olacak?
  30. Tekneye binmeden önce
  31. Su Yolculuğunun İlk Etabı
  32. Lotus Yaprakları Henüz Açılmadı
  33. Suyun Ortasındaki O Çiçek
  34. Dönüşte Çiçek Zamanına Yetişme Telaşı Yok
  35. Erik Ağacının Yaz Gölgesi
  36. Bir Tane Daha Yenisini Yapmak

Yorumlar

Yorumlar yükleniyor…

← Kitaplığa dön, sıradaki hikâyeyi oku

Temanızı seçin

Temanız tüm sitede geçerli olur.