Eski Çin atmosferinde zanaat ve toplumsal ilişkiler üzerine uzun roman
Su Yolculuğunun İlk Etabı
酷无极 · Yapay zekâyla yazım · 9875 karakter · Yaklaşık 8 dakika
Tekne Yunjin’den ayrılırken Gu Qing küçük tuz kesesini arıyordu. Keseyi öyle el altında bir yere koymuştu ki şimdi bir türlü bulamıyordu. Eğilip iki kat kuru giysiyi kaldırmıştı ki altındaki zemin birden sallandı. Başını kaldırdığında kıyıda omuz sırığıyla yük taşıyanlar küçülüp bir dizi olmuş, tekneyle iskele arasında kurşuni bir su şeridi açılmıştı. Son halatın çözüldüğünü görmedi. Sanki günün en önemli kapısı, o başını eğmişken kendiliğinden açılmıştı.
Shen Su kamara girişine tutunup kıyıya bakıyor, Gu Qing’i acele ettirmiyordu. Chen teyze onları çoktan uğurlayıp bez yıkamaya dönmüş, Zhou Jiping de yalnızca sokağın başına kadar gelmişti. Kıyıda Gu Qing’e el sallayan kimse yoktu. Önce içi biraz boşaldı. Batı şehir kapısının ardındaki gri kiremit çizgisinin arkalarında kaldığını görünce artık kimseye karşılık vermek için dönüp bakması gerekmediğini fark etti. Tuz paketini yerine sokup büyükannesinin yanına oturdu, suyun tekneye vuruşunu dinledi.
Beşinci ayın on ikisinde rüzgâr soğuk değildi ama yüze değdiğinde avludakinden farklıydı. Önce bir duvar köşesinden dönmeden, dosdoğru geliyordu. Teknede tarak satan bir karı koca, dokuma aletleriyle ana evine dönen bir kadın ve Nanpu’daki akrabalarının yanına giden iki delikanlı vardı. En gürültücü yolcu bambu kafesteki kazdı. Tarak satan adam kafesin önünden her geçişinde sakınıyor, kaz da inadına boynunu uzatıp peşine düşüyordu. Shen Su gülmemek için kendini tuttu. Gu Qing önce kazın büyükannesini gagalamasından korktu, tekneci kafesi arkaya alınca o da gevşedi.
Gidiş ücretinden kalan yüz altmış weni ödediler. Yatakları iç taraftaydı, uzansalar yeni sağlamlaştırılmış ahşap direği tutabiliyorlardı. Gu Qing ayak basamağını indirdi. Büyükannesi yerleşip dizliğinin dış katını biraz gevşetti, dizi bütün yol havasız kalsın istemiyordu. Kamarada nemli tahta ve haşlanmış fasulye kokusu vardı, pek hoş değildi. Gu Qing evdeki kuru çiçek kâğıdını hatırlayıp pencereyi biraz daha açmak istedi, ama daracık pencerenin sonuna kadar açık olduğunu gördü.
İlk yemek aceleye geldi. Tekne küçük bir iskelede durdu. Kıyıda çorba satılıyordu ve tekneyi işleten kişi ancak yarım çeyrek saat duracaktı. Gu Qing iki kâse çorba aldı. Kâseleri satıcıdan ödünç almıştı, bitirince geri götürmesi gerekiyordu. Gecikmekten korkup bir yudumda dilinin ucunu uyuşturacak kadar yandı. Shen Su ise ağır ağır yedi. Çorbadan bir parça tofuyu çıkarıp soğumaya bıraktı, neye acele ediyorsun, o yarım çeyrek saati de çiğneyip yutacak değilsin ya, diye sordu. Sonunda önce Gu Qing bitirdi ve büyükannesinin kâsesini de kıyıya geri götürdü.
Gece tahtalar evdekinden sertti, insan dönerken kendi giysisinin hışırtısını bile duyuyordu. Kimi horluyor, kimi yarı uykuda çocuğuna sesleniyordu. Kazdan ise tek ses çıkmadı. Gu Qing üç kez uyandı. Her defasında önce büyükannesinin hâlâ yanında olup olmadığını eliyle yokladı. Üçüncüsünde yaşlı kadın doğrudan elini tuttu. “Elin soğuk.” Gu Qing elini çekti ama büyükannesi o eli kendi yorganının üzerine koyup saati artık birine dokunarak tutmamasını söyledi.
Ayın on üçünde Shixian’da durdular. Luo Yi’nin yeni dükkânı iskeleye yakındı. Gu Qing teknenin kenarından dükkân bayrağının rengini gördü ama gitmedi. Tekne yalnızca yük boşaltmak için durmuştu, büyükannesi de gece uykusunu alamamıştı. İçinde bir ukde kalacağını sanmıştı. Tekne suyun kıvrımını dönüp dükkân bir sıra evin arkasında kalınca içinde pek bir şey kıpırdamadı. Yanındaki tarak satıcısı kadın oranın pudrasının güzel koktuğunu, daha önce aldığını söyledi. Gu Qing yalnızca çiçeklerin de Yunjin’de yapıldığını söyledi. Hangi ellerden çıktığını ille de anlatması gerekmiyordu.
Öğleden sonra tekne geniş bir yere vardı, iki kıyı birden uzaklaştı. Shen Su kamara ağzına yaslanıp uzun süre sustu. Gu Qing yorulup yorulmadığını sordu, başını salladı. Biraz sonra, “Demek yol aldıkça su genişliyormuş,” dedi.
Gu Qing az önce de zaten nehirde olduklarını, bu işin o kadar basit olmadığını söylemek istedi. Yaşlı kadının yüzünün yarısını sudan yansıyan ışığın aydınlattığını görünce sözünü yuttu. Kendisi de hiç böyle bir saatte, böyle bir yerden, hemen aşıp geçmesi gerekmeyen bir suya bakmamıştı. Kıyıdaki birkaç ağaç rüzgâr itiyormuş gibi ağır ağır geriye kayıyordu, tekne de sandığı kadar hızlı gitmiyordu. Gözleri parıltıdan sızlayana kadar o da baktı.
O öğleden sonra kısa bir süre arkadan rüzgâr esti. Teknenin yanındaki gölgeler suda ufalandı. Shen Su nereden aklına düştüğü belli olmayan bir ezgiyi iki sesle hafifçe mırıldandı. Gu Qing'e tanıdık geldi, eskiden ocak başında söylediği ezgi olup olmadığını sordu. Yaşlı kadın hiç söylemediğini, doğru dürüst bir nota tutturamadığını söyledi. Gu Qing bir dizeyi hatırladığında ısrar edip devamını getirmeye çalıştı. Sesi ezgiden öyle uzaklaştı ki kamaradakiler dönüp baktı. Hemen sustu. Shen Su ise sonunda bir şey seçebilmiş gibi, “Öyle değil, ilk ses daha pes olmalı,” dedi.
İkisi uzun süre birbirini düzeltti. Ezgiyi bulamadılar ama yanlış söylediğini kabul etmeyen yüzlerini iyice gördüler. Sonunda Shen Su gülerek bırak gitsin, nasıl olsa rüzgâr duysa da gelip bir dize daha istemez, dedi. Gu Qing elini kamaradan dışarı uzattı, rüzgâr bir süre avucunu taşıdı, sonra elini geri çekti. Başaramadığı bir şeyi yarıda bırakıp kimseye borçlu hissetmediği pek olmazdı. O an ise tek istediği yaşlı kadının bir kez daha mırıldanmasını duymaktı, yanlış söylese de olurdu.
Kamarayı paylaştıkları, yanında dokuma tezgâhı parçaları taşıyan kadın yanlarına oturup Shen Su'ya Nanpulu olup olmadığını sordu. Yaşlı kadın önce yine neredeyse başını sallayacaktı. Dudakları kıpırdadı, sonra vazgeçip Nanpulu olmadığını, ilk kez gittiğini söyledi. Kadın, “Ha,” deyip hangi iskelenin ucuz, hangi ırmak ağzında sivrisineğin çok olduğunu anlatmaya başladı. Bu yüzden Shen Su'yu küçümsemedi. Gu Qing onun “ilk kez” dediğini duyunca başını eğip rüzgârın kaldırdığı giysi ucunu bastırdı, ağzının kenarındaki küçük gülümsemeyi gizleyemedi.
Ayın on dördünde sabah erkenden Shen Su tekneden inerken dizi tutuldu. İskele tahtasına adım atmadan önce direğe tutunup epey bekledi. Gu Qing önce karaya çıktı, elini geri uzattı. Yaşlı kadın tahtanın ortasına geldiğinde aşağıda su parıldayarak çalkalanıyordu, birden durdu. Arkada bekleyenler vardı, Gu Qing onu acele ettirmek istedi, ama tekneyi kullanan kadın elini kaldırıp arkadakileri durdurdu ve Shen Su’ya aşağıya değil, kıyıdaki kazığa bakmasını söyledi. Shen Su gözünü o noktaya dikip sonunda öbür ayağını da çekti.
Kıyıya çıkınca alnı ter içindeydi. Gu Qing pişman olup olmadığını sormak istedi, ama yaşlı kadının sağ eli hâlâ onu tutuyordu, o yüzden sormadı. Bir yiyecek kulübesine oturdular. Büyükannesi ancak yarım kâse lapa yedi. Gidip gelen teknelere uzun süre bakıp bugün o sallanan tahtaya bir daha çıkmak istemediğini söyledi. Gu Qing bindikleri teknenin halat çözmek üzere olduğunu gördü. Nanpu'ya altı günlük yolu hatırlayıp ayağını iskeleye doğru oynattı, sonra geri çekti.
Yüklerini Ludu'da indirip bir gece kalmaya kendileri karar verdiler. Bindikleri tekne beklemeyecekti. Kalan yolu başka bir tekneyle gitmek biraz daha pahalıydı. Gu Qing önceden sorduğu usule göre ücretini ödedi, bir biletle her yere gidilir diye tekneciyle çekişmedi. Tekne kalkarken kaz yine bağırıp uzun boynunu kafesin kenarından çıkardı. Tarak satan kadın onlara el salladı. Kıyıda oturup seyreden Shen Su birden Gu Qing'e döndü. “O benden daha yürekliymiş.”
Kazdan söz ediyordu. Gu Qing gülerken yorgan rulosunu az kalsın yere düşürecekti. Yaşlı kadın da güldü, ardından uzun bir nefes verip sonunda ayaklarının altında su olmadığını söyledi. Bu küçük iskeleyi özellikle sevdiği söylenemezdi. Burada sağlamca oturabiliyordu. Bir kadın yolcuları hana çağırıyordu. Gu Qing gidip yatakla ocağı gördü, geri dönüp büyükannesini kendi gözüyle bakmaya çağırdı. Kapıdaki alçak basamağı geçmek tekneye binmekten kolaydı, yaşlı kadın da burayı seçti.
Ludu’da gece kurbağa sesleri duyuluyordu. Hanın yatağı da yumuşak değildi ama yorgan güneşte havalandırılmıştı, üzerinde güneşin o kaba saba kokusu vardı. Gu Qing büyükannesinin dizinin yanındaki sıcak bezi değiştirdi, sonra yatağın kenarına dayandı. Birden öyle uykusu geldi ki konuşması bile yavaşladı. Shen Su, bezin iyice soğumasını beklemeden yatağa çıkıp dinlenmesini söyledi. Biri ötekinin ardından uzandı. Pencerenin dışında tanımadıkları insanların ayak sesleri vardı. Kimse onları tanımıyordu ve Gu Qing’in kandili söndürmeden önce bağlayıp bitirmesi gereken tek bir çiçek yoktu.
Ertesi sabah Gu Qing geç uyandı, tekneyi kaçırdığını sanıp telaşla doğruldu. Büyükannesi saçını tarıyordu. Hancının sorup öğrendiğine göre bir sonraki tekne öğleden sonra gelecekti. Kahvaltıdan sonra köprü yanındaki bambu sepetlere bakmaya bile vakit vardı. Gu Qing dışarı çıktığında güneş ısıtmaya başlamıştı. O geç uyandı diye iskele ortadan kalkmamıştı. Tezgahtan çiçek kalıplarını koymak için küçük bir bambu kutu seçti, eliyle yokladıktan sonra geri bıraktı ve onun yerine iki sıcak çörek aldı. O sabah kahvaltısını ayakta etmedi.
Büyükannesi bambu sepetin desenini beğendi. Gu Qing’i yanına çekip desenin hangi kısmının sap sarmaya benzediğini gösterdi. Satıcı bunu duyunca gülüp ördüğü desenin balık gözü olduğunu, çiçekle ilgisi olmadığını söyledi. Shen Su alınmadı. Başını eğip parmağını bambu şeritler boyunca gezdirdi, sepeti almadı. Gu Qing, şapkanın kenarı altında basılı duran beyaz saçlara bakarken birden bu anı bütün ayrıntılarıyla hatırlamak istedi. Eve dönünce bambu şeritlerin tek tek hangi yöne gittiğini anlatamayabileceğini de biliyordu.
Ayın on beşinde öğleden sonra yeniden tekneye bindiler. Shen Su o tahtadan hâlâ korkuyordu, dudaklarını sımsıkı yummuştu ama ayağı bu kez o kadar uzun süre duraksamadı. Gu Qing kıyıda, büyükannesi kendisine yakın uca varana kadar bekleyip elini uzattı. Tekneyi idare eden adam da öte yandan destek oldu. Shen Su tahtayı tek başına, bir nefeste geçmek zorunda kalmadı. Yerine oturunca önce dizini, sonra yanındaki sağlam ahşap direği yokladı. Bu teknenin tahtasının renginin öncekinden daha açık olduğunu söyledi.
Yeni teknede kaz yoktu. Gu Qing neredeyse bir tanıdığını eksik hissetti. Akşama doğru tekne Liuwan’dan geçerken kıyıda bir çocuk, ucuna kırmızı bir bez bağladığı ince bir sırığı havaya kaldırmış, rüzgârın peşinden koşuyordu. Bez hep öte yana uçuyordu. Gu Qing öyle dalmıştı ki ancak Shen Su seslenince birinin biraz tuz istediğini fark etti. İlk gün bir türlü bulamadığı küçük keseyi çıkarıp aynı kamaradaki kadına bir tutam tuz verdi. Bu kez iki kat kuru giysiyi karıştırması gerekmedi.
Ayın on altısının gecesi tekne ağır ağır ilerliyordu. Tekneyi kullanan kişi yolculardan borda dibinde oturmamalarını, sığlığı geçince yeniden dışarı çıkmalarını istedi. Gu Qing kamaraya dönüp oturdu, teknenin altındaki su sesinin incelip sonra yavaş yavaş yeniden koyulaşmasını dinledi. Büyükannesi kısa bir uykudan uyanıp varmak üzere olup olmadıklarını sordu. Yarın, dedi Gu Qing, su yolu elverirse yarın. Shen Su gözlerini yumdu, çok alçak sesle evi biraz özlediğini söyledi, ardından nilüferleri de mutlaka görmesi gerektiğini ekledi.
Gu Qing yatağın ayakucuna oturdu. Büyükannesini biraz daha dayanmaya çağırmadı, bunca zahmetle gelmişken evi özlemesine izin olmadığını da söylemedi. Ilık suyu uzattı. Yaşlı kadın içince kâseyi ahşaptaki oyuk göze koydu. Ardındaki kamara penceresinden küçük bir dörtgen gece görünüyordu. Kıyıdaki ışıklar bir belirip bir kayboluyordu. Tekne geri dönmüyordu ama içlerindeki ev özlemi de onlarla birlikte güneye doğru bir gece daha yol alabilirdi.
· Bölüm sonu ·
Bu kitap, Wang Anshi'nin 《梅花》 (Erik Çiçekleri) şiiri ve bu sitedeki özgün kısa hikâye 《不卖春风》 (Bahar Rüzgârı Satılık Değil) genişletilerek AI yardımıyla özgün olarak yazılmıştır. Kişiler, ticari işler, coğrafya ve tarihlendirme bütünüyle kurgusaldır; şairin biyografisi değildir; özgün eserdeki ağacı koruma, ipek çiçeklerin kokusuzluğu ve büyük ebeveynle torunun nilüfer seyretmesiyle ilgili temel seçimler korunmuştur.
Yorumlar
Yorumlar yükleniyor…
Ne söylemek istersin?Yorumlara katılmak için giriş yap →