Eski Çin atmosferinde yolculuk ve toplumsal ilişkiler üzerine uzun roman
Gece Pencereyi Kim Kapatır
酷无极 · Yapay zekâyla yazım · 9683 karakter · Yaklaşık 8 dakika
Gece Qin Nine dış odada lambaları toplarken arka odadan Asheng’in canı yanıp bağırdığını duydu. Elindeki bambu iskeleti hemen bırakıp içeri girdi. Xiaoman bir eliyle çocuğun başını tutuyor, ötekiyle tarağı çekip saçındaki düğümü açmaya çalışıyordu. Çocuğun saçları ıslaktı, birkaç tutam birbirine sıkıca dolanmıştı. Bağırdıkça daha çok kıpırdanıyordu. Qin Nine küçük bir tahta tabure getirip torununa sıkıca oturmasını söyledi. Gerisini kendisi halledecekti.
Xiaoman tarağı vermedi. O kıpırdayınca saçı çekiliyor, biraz bekle, dedi. Qin Nine’nin uzattığı el havada kaldı. Birden biraz öfkelendi. Sonuçta kendisi de bir çocuk büyütmüştü, saç taramayı bilmeyecek değildi. Ama aşağıya bakıp A-Sheng’in annesinin eteğine tutunduğunu, parmaklarının kumaşı bir yumak gibi büktüğünü görünce önce ayağıyla taburenin bacağını sabitledi. Böylece Xiaoman iki elini de rahatça kullanabildi.
Saçları çözülünce A Sheng’in başı yana düştü, hemen uykusu geldi. Gündüz teknede kendini tutup uyumamış, yeni yerde de bir sürü laf etmişti. Bedeni sonunda yorgunluğuna yetişmişti. Qin Nine uyumadan önce ona küçük bir parça çörek yedirmek istedi. Xiaoman az önce yemeğini yeterince yediğini, uykusu gelince artık yedirmemesi gerektiğini söyledi. Qin Nine çocuğun ağzının kenarında bir pirinç tanesi gördü, bir parça çörek ne kadar büyük olabilir ki, diye düşündü. Sonunda nemli bir bezle o taneyi usulca aldı.
Yatak Xiaoman’ın eski yatağıydı. Anneyle oğul sıkışmadan uyuyabilsin diye yanına dar bir tahta daha yerleştirilmişti. Qin Nine bunu birkaç kez denemiş, tahtanın altına koyduğu takozları aynı yükseklikte seçmişti. Yine de kızı üzerine ağırlığını verince, sağlam mı, diye sormadan edemedi. Xiaoman oturup yokladı, sağlam, dedi. Bu bir tek söz, Qin Nine’ye gündüz dışarıda olup bitenler hakkında duyduğu uzun anlatıdan daha elle tutulur geldi. Kendi yatağını ve yorganını hemen dış odaya taşıdı.
Xiaoman annesini durdurup arka odayı bütünüyle onlara bırakmasının gerekmediğini söyledi. Qin Nine dış odada da yatabileceğini, zaten erken kalktığı için böylece kimseyi uyandırmayacağını söyledi. Aslında tezgâhın yanında hiç yatak sermemişti. Yerden soğuk vuruyordu, gece dönerken bile rahat edemezdi. Kızına belli etmek istemedi. Önce yorganı silkeledi, sanki burası zaten alıştığı bir yermiş gibi. Xiaoman hemen kalkıp tahtayı kapıdan uzak köşeye taşımaya yardım etti.
Bir tahtanın iki ucundan tutup güç verdiler, ilk kez yan yana sıradan bir iş yapan iki insan gibiydiler. Tam bitirirken Qin Nine kızından elini kaldırmasını istedi, Xiaoman ise önce kendi tarafına döndü ve tahtanın köşesi dolaba çarptı. İkisi de durdu. Qin Nine, eskiden de önce sözümü dinle sonra hareket et derdim, dedi. Xiaoman’ın yüzü birden kapandı. Qin Nine yanlış konuştuğunu anladı, tahta zarar görmedi diye eklemek istedi. Ama artık araya doğru sözü sıkıştırıp konuşmayı kaldığı yerden sürdürebileceği an geçmişti.
Yatağı yerleştirdikten sonra kızı kapı perdesinin altında durdu, gitmedi. Qin Nine belki hâlâ konuşmak istiyordur diye A Sheng'in babasının nereli olduğunu ve ailesinden kimsenin kalıp kalmadığını sordu. Xiaoman Danxi tarafındandı, bir ağabeyi var, bayramlarda çocuğu da getirip hatırımızı sorar, dedi. Qin Nine ağabeyinin kendilerine bakıp bakmadığını sorunca Xiaoman her evin kendi geçimi var, hatır sorması bile güzel, dedi. Qin Nine'ye bu söz, daha ağzını açamadan koskoca bir kapı yüzüne kapanmış gibi geldi.
“O zamanlar hasta birine bakmanın senin için bu kadar zor olduğunu bilseydim, burada ben hiç olmazsa…” Sözünü bitiremeden Xiaoman ona baktı.
“Onun eksiğinin yalnızca biraz para olduğunu nereden biliyorsun?”
Qin Nine bir an afalladı, öyle demek istemediğini söyledi. Dul kaldığını duyunca, kendi kocasının hastalandığı günleri hatırlamıştı. O da kapıyı açtığında ilaç parasını istemeye gelen biriyle karşılaşmaktan korkardı. Kızı da aynı şeyi yaşamış olabilirdi. Ama ağzından çıkan söz, erkenden dönse bütün bu acıyı çekmeyeceği anlamına gelmişti. Xiaoman perdenin kenarındaki iplik ucunu parmağına doladı, sesini yükseltmeden annesine kendisinin de yanlış yolu seçtiği için böyle bir hayat sürdüğünü düşünüp düşünmediğini sordu.
Qin Nine, hayır, dedi. Öyle acele söyledi ki kendisi bile tam inanmadı. Elbette kızının sıkıntı çekmesini istemiyordu. Ama Xiaoman’ın evlendiğini, bir oğlu olduğunu, kocasının da öldüğünü duyduğundan beri yüzleşmek istemediği bir düşüncesi vardı. Kızı o zaman sözünü dinleseydi hiç değilse tiyatro teknesinde bunca sıkıntıya katlanmazdı. Kızı şimdi bunu birden sorunca, kırmızı nişan kâğıdını yakmış olmasının o düşünceyi de küle çevirmediğini anladı.
Kendi çektiklerini de anlatmak istedi. Geceleri evin yükünü tek başına omuzlamasını, üç yıl boyunca hediyelere karşılık vermesini, el âlemin laflarını. Ama bunları sıralamaya başlarsa kızı sonuna kadar dinlemek, sonra da annem için de kolay değildi, demek zorunda kalacaktı. Xiaoman’ın elinin perde kenarını sımsıkı sardığını gördü. Yıllar önceki tartışmanın sonunda da elleri böyleydi. Kızı o iki eli koyacak yer bulamayınca kapıyı bir hamlede itip açmıştı.
“O zaman neden önce birkaç gün beklemeye razı olmadın?” diye sordu Qin Nine.
Xiaoman ona baktı, bir süre sonra beklediğini söyledi. Beklemiş, sonunda o adamla hangi gün görüşeceğini bile komşulardan öğrenmişti. Annesi hep sonra konuşuruz diyordu ama bir konuşmadan sonuç çıkmazsa bir sonrakine kadar eve çoktan yeni bir şey getirilmiş oluyordu. Xiaoman kendi hayatına ilk kimin karar vermesi gerektiğini tartışmaya yanaşmadı. Bir kız olarak elinde kendi başına yapabileceği tek şey kalmıştı, o da çıkıp gitmekti.
Qin Nine bunu duyunca içinden hemen karşı çıktı. Dinlemeye ne zaman yanaşmamıştı? Yalnızca kızının belirsizliğe doğru yürüyüşünü seyredemezdi. Ağzını açtı, sonra Xiaoman’ın yıkana yıkana yumuşamış gri giysisini gördü. Bugün o hayatı güvenli saymaya gönlü olsun olmasın, kızı orada on altı yıldır yürüyordu. Karşısında annelik etmiş, kocasını toprağa vermiş bir kadın varken ona henüz gelin gitmemiş bir genç kıza verdiği cevabı veremezdi.
Başını eğip o zaman korktuğunu söyledi. Xiaoman kendisinin de korktuğunu söyledi, araya bir biliyorum eklemedi. Öylece kaldılar. Sanki bir kapı kanadını iki yanından tutuyorlar, biri biraz daha oynatsa ötekinin parmakları sıkışacaktı. Dışarıda rüzgâr fenerin kâğıdına vuruyor, ince sesler peş peşe geliyordu. A Sheng yatakta bir kez döndü. Xiaoman hemen kulak kesildi, ses kesilince yeniden annesine baktı.
Qin Nine iki haberi neden daha çok kişiyle göndermediğini ya da bu kadar yakınken on altı yıl boyunca neden gelmediğini sormadı. Kendisi de gidip onu görmemişti, bunu biliyordu. Ama “O zaman seni kendi başıma nişanlamamalıydım,” demek hâlâ göğsünde takılıyordu. Sanki böyle dese ailesine bir yol açmak için elinden geleni yapmış olduğunu inkâr edecekti. Kızının da bu sözü bekler gibi olduğunu gördü ama sonunda gözlerini kaçırdı.
Xiaoman ayın on dördünde erkenden gideceğini, çalgı onarılmışsa alacağını, onarılmamışsa da önce topluluğa dönmesi gerektiğini söyledi. Qin Nine bunu A Zhao'dan çoktan duyduğunu bildiği hâlde iki gün daha kalamaz mısın, diye sordu. Sesi çok hafifti, neredeyse öylesine soruyormuş gibi yapacaktı ama Xiaoman'ın yüzü yeniden gerildi. Elindeki işi öylece bırakamayacağını, insanların giyecek giysiye, kendisinin de alacağı ücrete ihtiyacı olduğunu söyledi. Qin Nine başını salladı ama tırnağını kol ağzındaki o dikişe bir an bastırdı.
Aslında burada da iş olduğunu, dükkânın her bahar yoğunlaştığını, müşteriler gelince mutlaka birine ihtiyaç duyulduğunu söylemek istiyordu. Söz ağzına gelmişti ki gündüz duyduğu, hâlâ şarkı söyleyip söylemediği sorusu onu durdurdu. Her şeyi kendisi ayarlayabiliyorsa kızı neden iki günlük yol ötede her şeye yeniden başlasındı? Sonunda yalnızca yarın Usta Mo'ya giderken erken gitmesini, öğleden sonra yukarı limana bir çalgıya bakmaya çıkacağını, boşuna gitmemesini söyledi.
Xiaoman’ın omuzları biraz gevşer gibi oldu. Anladım, dedi. Yatağın yanına dönüp oğlunun üstünü örttü. Qin Nine de peşinden gidip yorganın fazla gelen ucunu ayakucunda katladı. Xiaoman görünce hepsini sıkıştırma, gece bacaklarını oynatır, dedi. Qin Nine az daha kaç kez üst örttüğünü söyleyecekti ama önce eli gevşedi, köşeyi serbest bıraktı. Çocuk gerçekten de ayağını bir kez savurdu. Yorgan düşmedi, yalnızca ayak parmakları dışarı çıktı.
Pencere hâlâ açıktı, Qin Nine akşamüstü kapatmamıştı. Nehrin ötesinde tek tük ışıklar belirmişti. Onlara tezgâhın yanından bakmaya öyle alışmıştı ki pencereyi kapatırsa uzaktaki son kıpırtıyı bile duyamayacakmış gibi gelirdi. Xiaoman pencereyi kapatmaya gitti. Eli tahta mandala değince durdu, dönüp bu pencere hâlâ rüzgâr alıyor mu diye sordu. Qin Nine, kocası sağken iki kez onardıklarını hatırladı. Kuzey rüzgârı sert eserse ses yapar, bugün pek esmiyor, dedi.
Kızı nehre dönüp bakmadı. A Sheng bu tarafta yatıyor, gece cereyanda kalmasın, dedi. Qin Nine hı, dedi ama yerinden kıpırdamadı, sanki biri için gözünü ayırmadan beklediği o son bakış daha bitmemişti. Dışarıda omzunda yük taşıyan biri geç saatte evine dönüyordu. Işık bir kez sallanıp duvarın kenarından kaybolunca elini uzattı, pencereyi yavaşça kapattı ve pek kolay geçmeyen tahta kancayı taktı.
Qin Nine belindeki anahtarı çözüp yatağın yanındaki küçük masaya koydu. Arka kapı kuyunun yanına açılıyordu. Gece kalkarsa bu anahtarı kullanabilir, dış odaya gelip kimseyi uyandırması gerekmezdi. Xiaoman baktı. Hemen almadığı gibi geri de itmedi. Qin Nine dışarı çıkmak istersen de bununla açabilirsin demeyi düşünmüştü ama söz fazla kasıtlı geldi, sanki yalnızca kızının bir daha gitmeyeceğini söylemesini bekliyordu. Cümlenin kalanını yutup biraz daha ılık su isteyip istemediğini sordu.
Xiaoman daha olduğunu, kendisinin alabileceğini söyledi. Qin Nine dış odaya dönüp uzanınca yeni konan tahtanın ne kadar sert olduğunu anladı. Omzunu nasıl döndürürse döndürsün alıştığı çukuru bulamıyordu. Dönerken çok ses çıkarırsa kızı odayı ona vermek uğruna rahatsız olduğunu anlayacak diye kıpırdamadan yatıp dinledi. Birden iç odadan ayak sesleri geldi. Xiaoman üstüne bir giysi alıp çıktı, annesinin omzunun altına bakıp “Sen bu tahtada yatmaya alışık değilsin,” dedi. Qin Nine daha önce yattığını söyleyecekti ki kızı katlanmış eski bir üst giysiyi dirseğinin yanına sıkıştırdı. Yan dönerken biraz ona yaslanmasını söyledi. Qin Nine kumaşa zarar gelir korkusuyla sıkı katlanırsa buruşur, dedi. Xiaoman yarın zaten yıkanacağını söyledi. İkisi de bir daha teşekkür etmedi ya da gerek yok demedi. Xiaoman giysinin kenarını düzeltip geri döndü. Qin Nine perde inene kadar bekledi, sonra yavaşça o yana döndü. Dirseğinin altı gerçekten de az öncekinden yumuşaktı.
Bir süre sonra iç odadan Xiaoman’ın alçak sesi geldi. “Anne, is lambanın kâğıdına zarar vermez mi? Yanındaki küçük kandili biraz uzağa koy.”
O ‘anne’ sözü öyle düz, öyle sakindi ki doğru duyduğundan neredeyse emin olamadı. Kâğıt is tutmaz, lambayı çoktan uzağa aldım, diye cevap verdi. Yine de kalkıp küçük toprak kandili bir karış daha yana kaydırdı. Döndüğünde dolapta sarılı duran eski bambu lambayı gördü. Bakır kopçadan ışık sızmıyordu. Elini sürüp bıraktı. Kızı odadayken bunca yıl beklemekle doğru ettiğini kanıtlamak için lambayı hemen çıkarmadı. Dışarıda tahta kanca ara sıra pencere çerçevesine hafifçe vuruyordu. Bir süre dinledi, sonunda bir daha oraya gitmedi.
· Bölüm sonu ·
Bu kitap, yapay zekâ desteğiyle yazılmış; Zhang Ruoxu’nun 《春江花月夜》 (Bahar Nehrinde Çiçekli Mehtap Gecesi) eseri ile özgün kısa öykü 《借灯还舟》 (Lamba Ödünç Alıp Tekneyi Geri Getirmek) temelinde genişletilmiştir. Kişiler, coğrafya ve olaylar bütünüyle kurgusaldır; özgün şiirin çevirisi, yeniden yazımı veya şairin biyografisi değildir.
Yorumlar
Yorumlar yükleniyor…
Ne söylemek istersin?Yorumlara katılmak için giriş yap →