Eski Çin atmosferinde ticaret yolları ve yeniden kavuşma üzerine uzun roman
Satılmayan Bir Tabak Erik
酷无极 · Yapay zekâyla yazım · 10025 karakter · Yaklaşık 8 dakika
Yao Jia o iki yastığa bakınca başta onları iyi çizilememiş iki sirke küpü sandı.
Yedinci ayın on dördüncü gecesi mektup akıntıya karşı gelen tekneyle ulaştı. Yao Jia, Fei Shao’nun kız kardeşine mavi kenarlı yastıklar gönderdiğini okuyup çizime yeniden bakınca iki yuvarlak şeklin köşeleri ağır ağır belirginleşti. Yanına ‘Mavi kenarı çizemiyorum’ yazılmış, bir de rengin olması gereken yere özellikle çizgi çekilmişti. Kâğıdı kandilin altına aldı. Gülmekten kaşığı kaldırmayı unutmuştu. Elinin tersi değince kaşığın sapı tabağa çın diye vurdu, sanki o da iki yastığı pek yastığa benzetmemişti.
Mektupta ayın yirmi birinde döneceği yazıyordu. Yao Jia içinden tarihi bir kez tekrarladı. Kalemi alıp ‘Haberim oldu’ yazacaktı, ama öyle cevap vermek, boş bir kap teslim alınınca teminatını eski kayda göre geri ödemeye benziyordu. Sonunda yalnız şunları yazdı. Çizdiğin o iki yastık gerçekten böyle yuvarlaksa yeni evliler gece yataktan yuvarlanacak. Tahta adam artık takla atabiliyor, benim kavalım da her zaman ördek gibi ötmüyor. Geldiğinde önce en fazla üç ses dinlersin.
Ertesi sabah kısa notu akıntı yönünde giden tekneyle yolladı. Lu Yan onu en erken ayın on altısı gecesi görebilirdi. Mektubun köşesinde kuru bir yer bıraktı, bakanın tanıyamayacağı üçüncü bir şey çizmedi. Kâğıdı katlayıp kapatınca o incecik kâğıttan ayrılmaya içi elvermedi. Mektubu götürecek adam elini uzatmış bekliyordu, ancak o zaman teslim etti. Tezgâha dönüp Lu Yan'ın mektubunu kuru bir bezin arasına koydu. Hemen yanında bir türlü rahat çalamadığı küçük flüt duruyordu.
Ayın on yedisinde öğleden sonra yağmur yağdı, sokaktan geçen azdı. Gao Jiang küçük tabağı geri getirdiğinde eteğinden iki damla düştü. Yao Jia ona kuru bez getirdi. Gao Jiang ise önce bohçasından küçük bir balık çıkarıp bıraktı ve ocağı kullanmak istedi. Dışarıda yağmur şiddetliydi, eve dönmek için kolacı dükkânının çevresini dolaşması gerekecekti. Balık tazeyken bu akşam burada pişireceklerdi. Yao Jia, Qi Jia ile Xiao Geng’i sordu. Gao Jiang, baba oğulun bugün nehir kıvrımındaki akrabalara gittiğini söyledi. Çocuk balığa bir kez daha el sürmek için öyle acele etmişti ki sabah ayakkabılarını bile ters giymiş, elinden gelse başını da ters çevirecekmiş.
Yao Lan tam o sırada Yao Jia'ya bir iğneyi geri vermeye geldi. Kapıda balık pişirileceğini duyunca gitmedi. Elinde yalnızca bir avuç kuru bambu filizi vardı ama ıslatınca o da yemeğe katılır, dedi. Üçü ocağın başında toplandı. Biri pirinci yıkadı, biri balığı temizledi. Hala oturup kuru filizlerin sert diplerini makasla kesiyordu. Parmaklarıyla her birini özenle yokladı, fazlasını kesmeye kıyamayıp pencerenin önünde ışığa tuttu. Sanki yarım parmak daha kurtarırsa bu akşamki yemeğe bir tat daha katabilecekti.
Yao Jia dükkânın kapısını açık bırakmıştı. Yağmur gittikçe hızlanıp tezgâhın ayakları ıslanınca dış kanadı kapattı. Şemsiyesiyle gelen bir müdavim, kapıyı yarı açık görünce alacağını hâlâ alıp alamayacağını sordu. Yao Jia ocağa baktı. Gao Jiang’ın elinde bir köşesi açılmış balık sepeti vardı, halası da leğeni uzatmasını istiyordu. Yao Jia bir süre durdu, sonra müşteriye acele işi olup olmadığını sordu. Bugün dükkânı erken kapatacaktı, yarın sabah açınca onun payını ayırırdı.
Adam pek acelesi olmadığını söyledi. Yalnız bu yağmurdan sonra yarın bir daha uğraşmak istemiyordu. Başını çevirip başka bir sokağa gitti. Yao Jia uzaklaşan şemsiyeye bakarken gerçekten içi biraz sızladı. İçeri döndüğünde yüzü pek gülmüyordu. Gao Jiang leğeni uzatıp içinden o testinin ardından üç sokak koşup koşmadığını sordu. Yao Jia dudaklarını birbirine bastırdı, sonra o da güldü. “İki,” dedi, “daha üç olmadı.”
Tenceredeki pirinç buhar vermeye başlamış, pencerede su çizgileri birbiri ardına aşağı iniyordu. Yao Lan kestiği bambu filizinin artan küçük kökünü ona gösterip böyle parçaları bundan sonra çorba kaynatmaya ayırabilir miyiz, diye sordu. Yao Jia tatmış, çok sert bulmuştu. Hala gerçekten çiğnemeye razıysan sana ayrıca ayırırım, dedi. Yao Lan gözlerini dikip zaten çiğnemek istemediğim için çorbayı soruyorum, dedi. Üç kadın ocağın başında gülmeye başladı. Balık sepetini koyacak yer bir türlü bulunmayınca Gao Jiang gülmeleri bitene kadar sepeti elinde tuttu.
Yemek için ayrıca sofra kurmadılar. Her gün kullandıkları üç kâse, bir tabak balık, kuru bambu filiziyle pişmiş fasulye ve küçük bir tabakta şekerli erik vardı. Halası önce erikten aldı, fazla tatlı buldu. Gao Jiang hemen bunu baştan söylediğini hatırlattı. Yao Jia tabağı kendine çekip bir daha şikâyet ederlerse hepsinin kendisine kalacağını söyledi. Yao Lan bir erik daha aldı. Fazla tatlı bulduğunu söylemişti, yemesine engel olsun dememişti. Çubuklarını öncekinden daha kararlı indirdi.
Gao Jiang balıktan bir parça alırken sabah sokakta Zhang Chen’le karısına rastladığını söyledi. Zhang Chen şemsiyeyi öyle yüksek tutmuş ki karısının eteği sırılsıklam olmuş. Karısı da yalnızca kendi yüzünü koruyor diye ona çıkışmış. Zhang Chen eğilip bakınca bu defa şemsiyeyi fazla indirmiş, sapı az kalsın birine çarpıyormuş. Bir şemsiye yüzünden dükkânın saçağı altında uzun uzun gülmüşler. Oradan geçen Gao Jiang da önce kolalı çamaşır teslim edeceği kapının önünden çekilmelerini, yolu kapatmaya gülmeleri bitince devam etmelerini söylemiş.
Yao Jia da dinlerken güldü. Zihnindeki adam, eskiden güney kıyısında ona düğümleri anlatan hâliyle duruyordu. Parmakları çevikti ama şemsiye tutmaya gelince meğer kimseden daha becerikli değilmiş. Halası ona bakıp yıllar önce onun için de bunu düşündüğünü söyledi. O zaman o iş gerçekten olsaydı şimdi şemsiyenin altında söylenen kişi Yao Jia olurdu. Yao Jia başını salladı, herhâlde önce şemsiyeyi elinden kapardım, öyle yüksekte tutmasına izin verir miydim hiç, dedi.
Gao Jiang sesli güldü, peki ya Lu Yan olsaydı, diye sordu. Yao Jia’nın yemek çubukları durdu. Halası da çoktan başını kaldırıp ona bakmıştı, sanki ikisi de bu soruyu bekliyordu. Yao Jia’nın içi bir anda ısındı ama ağzından, birlikte hiç şemsiye tutmadık ki, nereden bileyim, çıktı. Söz ağzından çıkar çıkmaz nehir ağzındaki ıslak basamakları hatırladı. Lu Yan’ın ona uzattığı bilek sapasağlamdı. Onun bileğini biraz daha tutmasının nedeni gerçekten de yerin hâlâ kaygan olması mıydı, belli değildi.
Yao Jia başını eğip çubuklarıyla fasulye almaya çalıştı, iki seferinde de tutturamadı. Gao Jiang sonunda kaşığı uzattı. Fasulyenin soyadı Lu değildi, ona da önce hangi yanında sağlam durduğunu sorması gerekmiyordu. Yao Jia ona sitem etti ama kaşığı alıp kâsesine fasulye koydu. Sonunda çok alçak sesle, onu görünce hep biraz daha kalmak istediğini söyledi. Sonra gözlerini kâseden ayırmaya cesaret edemedi. Başını kaldırırsa o sözün ardına daha kendisinin bile sonuna kadar düşünmediği bir gelecek eklemek zorunda kalacağından korktu.
İkisi de hemen takılmaya başlamadı. Bir süre sonra halası Lu’ların evinin tam olarak neresinin onarıldığını sordu. Yao Jia bir oda, penceresi de aydınlık yana açılıyor, dedi. Yao Lan başını sallayıp zamanı gelince annesiyle babasının dönüp orada oturup oturmayacağını sordu. Yao Jia henüz belli olmadığını söyleyince halası da onlar adına karar vermedi. Yanda usul usul balığın kılçıklarını ayıklayan Gao Jiang en sonunda, biraz daha durmak istiyorsan dur, yalnız her seferinde elinde bir küp sirkeyle bekleyip de kendini mührü kontrol ettirmeye gelmiş gibi gösterme, dedi.
Yao Jia, gülerken gözleri hafifçe nemlenmişti. Geçen sefer nehir ağzında buluşmayı önce kendisinin önerdiğini, Lu Yan'ın bambu topun hangi kâsenin altında olduğunu bile ayırt edemediği hâlde onun adına tahmin yürütmeye kalktığını anlattı. Gao Jiang bunu duyunca hemen hangisinin altında olduğunu sordu. Yao Jia topun ikisinin altında da bulunduğu hileyi anlatınca ikisi birlikte güldü. Halası bu eski numarayı çoktan bildiğini söyledi. Yao Lan yemek çubuklarıyla kâseye hafifçe vurup, sahnedekilerin onun gerçekten kazanmak istediğini gördükleri için bir top vermeye razı olduklarını, başkalarının hiçbir şey görmediğini sanmamasını söyledi.
Yemeğin sonuna doğru pencerenin dışında yağmur inceldi. Yao Jia iki yastığın çizimini çıkarıp onlara gösterdi. Gao Jiang önce küp sandı, halası etli çörek sandı. Sıra Yao Jia'ya gelince gülmekten kendini alamadı. Fei'nin kız kardeşinin yüküne nasıl yer ayarlandığını baştan sona anlatmadı, yalnızca mavi kenarı işaret edip gelinin böyle yastıklardan hoşlandığını söyledi. Yao Lan kâğıdı yakından inceleyip birden güldü. İnsanlara mektup yazan herkes resim çizmeyi bilmeyebilirdi ama bu iki yumağı pek özenli yazmıştı, eğrilen çizginin üstünden bile geçmişti.
Yao Jia resmi geri alırken parmak ucu çizginin üzerinden yeniden geçilmiş yerde durdu. Lu Yan'ın iki kıyı arasında gidip geldiğini, yan odasının penceresinin dışında tek bir beyaz duvar olduğunu, anne babasının soğan leğeninin kapıya engel olabildiğini düşündü. Varacağı sokakta tanımadığı dükkânlar vardı. Bir gün Yuepu'ya giderse önce onun her gün başını kaldırıp baktığı duvarı görmek istediğini söyledi. Odayı kandil yakmadan aydınlatacak kadar nasıl beyaz olabiliyordu?
Gao Jiang ona bakıp öyleyse gitmesini söyledi. Yolun kaç gün sürdüğünü hep başkalarına soruyordu, bir kere de kendi binip gitmeliydi. Yao Jia cevap veremeden ağzından dükkân sözü çıktı. Gao Jiang bildiğini söyledi. Birkaç gün kapatırsa kimi müşteriler başka dükkâna gider, bu da elbette içine otururdu. Ama içine oturacak diye gitme isteği tümden yok sayılmazdı. Yanlarındaki Yao Lan, giderse anahtarı kendisine bırakabileceğini söyledi. Kapıya, eve göz kulak olur, yağmur yağınca boş eleği içeri alırdı. Yalnız hangi küpte hafif, hangisinde keskin sirke olduğunu bilmesini beklemesindi. Olur da müşteriye yanlışından koyarsa ondan hesap sormaya kalkmasındı.
Yao Lan bunu öyle ciddi söylemişti ki önce Gao Jiang, sonra Yao Jia güldü. Yao Jia halasına küpleri açtırmayacağını söyledi. Söz ağzından çıkar çıkmaz o zamana dek yalnızca hayalinde olan uzak sokak, iki günlük su yolunun sonunda gerçekten onu bekler gibi oldu. Hangi gün gideceğine karar vermemişti, arkadaşından da dükkânına yedi gün bakacağına dair söz almamıştı. Balık çorbasının sonunu ağır ağır kâsesine doldururken içinin bir yanı aydınlık, bir yanı boş gibiydi.
Gao Jiang kolaladığı çamaşırları toplamaya dönmek zorundaydı. Halası da yağmur durmuşken gitmek istiyordu. Üçü kâseleri birlikte yıkadı. Yao Jia biraz daha kalmalarını isteyecekti ama Gao Jiang’ın eski balık sepetini eline aldığını görünce alıkoymadı. Onu kapıya kadar uğurladı, halasına da birkaç adım daha eşlik etti. İçeri döndüğünde ocakta yalnızca biraz sıcaklık kalmıştı, az önceki balık tabağı silinip süpürülmüş, masanın çevresinde üç taburenin izi kalmıştı.
Tabureleri yerlerine kaldırdı, kendisininkini pencerenin altında bıraktı. Lu Yan ayın yirmi birinde geleceğini söylemişti. Daha birkaç gün vardı, onun da kendi işleri vardı. Kavalını alıp hafifçe üfledi. İlk ses kaydı, ikincisi biraz toparladı. Yağmur dinmiş, sokak başından biri geçiyordu. Bu kez çalanı Xiaogeng sanmadı. Yao Jia bir parça daha çaldı. Ezgi kesildi ama geçen sefere göre hangi sesi fazladan çıkarabildiğini kendisi duydu.
Ayın on dokuzunda erkenden her zamanki gibi dükkânı açtı. Zhao abla hafif sirkeden küçük bir testi almaya geldi. Tadıp fasulyenin bugün yumuşak piştiğini, çok sirke gerekmediğini söyledi. Yao Jia gereken kadarını ölçerken, Zhao abla iskeledeki bir tekne köpeğinin tahta üzerinden kendi başına hoplayıp karaya indiğini anlattı. Yao Jia gülüp köpeğin her seferinde dönüş yolunu bulup bulmadığını sordu. Zhao abla, insanlar bile yollarını şaşırırken köpeği her şeyi bilir sanmasına gerek olmadığını söyledi. Yao Jia başını salladı. Tezgâhın altındaki flüt bir yere hafifçe çarptı. İki gün sonra o tekne gelecekti. Birden teknedeki Lu Yan'ın önce hangi yana bakacağını o da çok merak etti.
· Bölüm sonu ·
Bu kitap, yapay zekâ desteğiyle özgün olarak yazılmış; Li Bai’nin 《长干行二首》 (Chang Gan Türküleri: İki Şiir) eseri ile bu sitedeki özgün kısa öykü 《青梅旧账》 (Yeşil Eriklerin Eski Hesabı) genişletilerek oluşturulmuştur. Kişiler, ticarethaneler, fiyatlar, coğrafya ve tarihler bütünüyle kurgusaldır; eski borçların açıklığa kavuşturulması, zanaat ve emeğin yeniden görünür olması, yetişkinlikte ilişkinin koşullarının yeniden belirlenmesi gibi özgün eserin temel unsurları korunmuştur; şairin biyografisi değildir.
Yorumlar
Yorumlar yükleniyor…
Ne söylemek istersin?Yorumlara katılmak için giriş yap →