Eski Çin atmosferinde yolculuk ve toplumsal ilişkiler üzerine uzun roman
Dikişleri söken kişi
酷无极 · Yapay zekâyla yazım · 9915 karakter · Yaklaşık 8 dakika
Güney Salonu, Azhao’nun düşündüğünden daha eskiydi. Dışarıda iki gri tahta kanat vardı. Birine oyun ilanı yapıştırılmış, öteki tekmelene tekmelene parlamıştı. Avluda kimse şarkı söylemiyordu. Bambu sırıklara asılmış giysilerin yenleri hep birden dönüp ipin kenarını sıyırıyordu, sanki başının üstünden yalınayak bir kalabalık aceleyle geçiyordu. Feneri kucağında bir süre durdu, sonra dışarıya su taşıyan kıza giysi dikişi işini sordu.
Genç kadın Azhao’nun ayak ucundaki bambu sandığa baktı. Onu hemen içeri çağırmak yerine kimin gönderdiğini sordu. Azhao, teknedeki çalgı tamircisinden Chunhe topluluğunun eleman aradığını duyduğunu ve bir şansını denemeye geldiğini söyledi. Genç kadın önce Hanım Qin’i bulmasını, yalnızca gündelik giysileri tadil etmeyi biliyorsa bunun yetmeyebileceğini söyledi. Azhao tam Hanım Qin’in adını soracaktı ki içeriden biri “Gao Man, suyun hepsini yolda bırakma!” diye seslendi. Genç kadın karşılık verip yan döndü ve Azhao’ya kapının yarısını açtı.
Tiyatro kumpanyası su yoluyla iki gün ötedeki küçük bir kasabadaydı. A Zhao kandilini de bambu sandığını da götürdü. Orada, bir sahne giysisinin dikişlerini sökmekte olan Qin Xiaoman'ı buldu. Kadın hayal ettiğinden gençti, elinin altında bir çocuk için diktiği bir çift ayakkabı duruyordu. Annesinin adını duyunca ağlamadı, niye ancak şimdi geldin diye de sormadı.

Yalnızca başını kaldırdı, önce feneri saran kâğıda, sonra Azhao’ya baktı. “O evlilik sözünü hâlâ benim için tutuyor mu?”
A Zhao bu söze hazırlıklı değildi. Önce He Huaizhou’dan, sonra kandilin nereden geldiğinden söz eder, en son Nine Qin’in sözünü iletirdi. Şimdi en az bildiği şey ilk sorulan olmuştu, kendisinin bunu sormadığını söyleyebildi. Qin Xiaoman kısa bir kahkaha attı. İyi ya da kötü demedi, başını eğip iğnenin ucuyla koltuk altındaki bir dikişi söktü. İplik sanki kumaşın içine işlemişti, iki kez uğraştıktan sonra küçük bir ucunu yakalayabildi.
Azhao lambayı kapının yanındaki kuru tahtaya bıraktı ama bambu sandık hâlâ elindeydi. Xiaoman’ın kendisinden yalnızca on iki yaş büyük olduğunu biliyordu. Yine de onunla karşılaşınca yol boyunca zihninde Liuwan’da alçak sesle anlatılanların dolaştığını anladı. Sanki evden çıkan kız, o yılki kavganın içindeki hâliyle yürüyüp durmuştu. Karşısındaki kadının saç dipleri terliydi, kolları sıvalıydı. Ağzının kenarlarıysa hep aşağı sarkmıyordu. Elinin yanında kulağı kırık küçük bir kil köpek duruyordu.
“Usta He seni nasıl oldu da gönderdi?” diye sordu Xiaoman.
Azhao babasının geçen kış hastalıktan öldüğünü, hesapları kapatırken bu lambanın kaydını görüp lamba dükkânına gittiğini anlattı. Xiaoman’ın az önce ucunu kaldırdığı iplik yine koptu. Bir an durup yılbaşına doğru mu olduğunu sordu. Azhao başını sallayınca iğnesini bıraktı. Eskiden babasının teknesiyle sık sık karşıya geçtiğini, adamın onu şarkı metnini kucaklamış görünce hep kitabı ters tutup tutmadığını sorduğunu, kendisinin de her seferinde kitabı ona doğru çevirip gösterdiğini anlattı. Sözünü bitirdiğinde sanki Azhao’nun gülmesini bekledi. Azhao ise yalnızca babasının o zamanlar daha genç olduğunu, Xiaoman’ın hatırladığı bazı şeyleri kendisinin bilmediğini düşündü.
Avluda biri birden uzun uzun acı bir çığlık attı. Azhao irkilip başını çevirdi. Qin Xiaoman içini çekip dışarıdakilere biraz daha sessiz olmalarını, gündüz seyircisi yerlerini doldurmadan seslerini tüketmemelerini söyledi. Meğer bir erkek oyuncu yere düşüşünü deniyormuş. Ötekiler de balık sepeti boşaltır gibi düştüğünü söyleyip gülmüşler. Oyuncu bunu kabullenmeyip boş bir leğeni daha devirdi. Öyle bir gürültü oldu ki masadaki küçük kil köpek bile titredi. Xiaoman onu masanın iç tarafına çekti, sanki o anda ilgilenilmesi gereken en önemli şey buydu.
A Zhao zamansız mı geldiğini sordu. Xiaoman, ne zaman gelsen zamansız, otur, dedi. Konuşmak için işlerin bitmesini beklersen bir yılda birkaç cümle edemezsin. Yanındaki alçak tabureyi gösterdi. Üstünde sökülmüş bağlar yığılıydı, A Zhao önce onları toplayıp bambu tepsiye koydu. Xiaoman engel olmadı. A Zhao oturunca feneri geri mi götüreceğini, yoksa kendisinin mi Liuwan'a götürmesini istediğini sordu.
“Ben geri götüreceğim.” dedi A-Zhao, “Giysi dikme işi de sormaya geldim.”
Önce eski meseleyi açıp sonra iş sorarsa aradaki yakınlıktan yararlanıyormuş gibi görüneceğini sanmıştı. Şimdi söyleyince düşündüğü kadar kötü duyulmadı. Xiaoman başını kaldırıp ona bir daha baktı, genelde ne yaptığını sordu. A Zhao etek tadil ettiğini, astarlı giysiyle çocuk pantolonu diktiğini, bunları annesinin öğrettiğini, kendisinin bir de tekneyle yolcu taşıdığını söyledi. Xiaoman öyleyse ellerin kuvvetli olmalı, dedi, sonra dikiş söküp sökemeyeceğini sordu. A Zhao yapabildiğini söyleyince Xiaoman iğne kutusunu ona doğru itip ayakkabıyı aldı. Tutulmuş parmaklarına da başka bir iş yaptırmış olacaktı.
Kumaştaki iplik o kadar inceydi ki beyaza çalıyordu. A Zhao bir düğüm gördü, neredeyse makasla ortadan kesecekti. Sonra giysinin nereye kadar değiştirileceğini henüz bilmediğini hatırlayıp eski ipliği izleyerek sökmeye başladı. Xiaoman baktı, doğru demedi. Yalnızca bir yamayı gösterip oraya dokunmamasını söyledi. Sahne ışığı vurunca altı görünürdü. A Zhao bir hı sesi çıkarıp sandığını ayaklarının dibine çekti. Artık her an gidecekmiş gibi elinde tutmuyordu.
İç odadan bir oğlan çıktı. Önce eski fenere, sonra Azhao’ya baktı. Sekiz yaşlarında görünüyordu. Saçının bir yanı uykudan dağılmıştı. Kucağında kısa bir bambu parçası vardı. Delikleri bile düzgün açılmamışken onu ille de ağzına yatay tutup üflemek istiyordu. Xiaoman önce yüzünü silmesini söyledi. Çocuk ağzıyla olur dedi ama eli fasulye çöreği paketine gitti. Azhao paketi ona uzatıp bir köşesinin yolda ıslandığını, bir tanesininse sağlam kaldığını söyledi. Çocuk sağlam çörek olduğunu duyunca önce onu seçip böldü ve yarısını annesine verdi.
“A Sheng,” diye seslendi Xiaoman. “Önce alıp izin istemeyi sonra akıl etmek olmaz.”
Çocuk ancak o zaman başını kaldırıp teşekkür etti, sonra bu ablanın fener satan ailenin yanında mı oturduğunu sordu. A Zhao yanıt veremeden Xiaoman onun geçitten geldiğini söyledi. A Sheng, iki yer birbirinden çok uzakmış gibi bir «Haa» çekti. Sonra o ailenin fenerleri gerçekten suda yüzüyor mu diye sordu. Xiaoman, gördüklerinin Yuanxiao Bayramı'nda suya bırakılan fenerler olduğunu, dükkândaki her fenerin suya atılmadığını söyledi. A Zhao o zaman anladı ki çocuk anneannesinin fener sattığını biliyor ama o tezgâhı hiç görmemişti.
Çocuk uzaklaşınca Xiaoman, kocasının toplulukta davulcu olduğunu, soyadının Lu olduğunu ve iki yıl önce hastalıktan öldüğünü söyledi. Sesi gündelikti ama elindeki çöreği yemeden kâğıdın üstüne geri koydu. Azhao ne diyeceğini bilemeyince önce ayakkabısının kenarına dolanmış eski bir ipi kesip çıkardı. Xiaoman bunu görünce ayakkabıyı ona uzatıp oradaki dikişi biraz sıkılaştırmasını istedi. Oğlanın ayağı çabuk büyüyordu. Önceki çifti yıl sonuna kadar giyemeden tabanını ayırmıştı.
Azhao, Xiaoman’ın artık sadece kostüm sandığıyla ilgilendiğini sanmıştı. Xiaoman ise akşam bir perdede yardımcı rol söyleyeceğini, giysi dikmeye yalnız gündüz vakit bulabildiğini anlattı. Tiyatro Liuwanlıların sandığı gibi değildi, sahneye çıkar çıkmaz bahşiş yağmıyordu, dinleyen kimse olmasa da prova gerekiyordu. Annesinin sandığı gibi de değildi, tiyatro teknesine binip gitmekle evde çektiği sıkıntılar bir anda bitmiyordu. Buraya gelince birden güldü, bunları söylerken kendisi de annesinin o günkü hâline benziyor muydu?
A-Zhao benziyorsun demeye cesaret edemedi, yalan söylemek de istemedi. Yalnızca annesini o yıllarda tanımadığını söyledi. Xiaoman ona baktı, gülümsemesi biraz daha içtenleşti. Bu kadar ihtiyatlı olma, hoşuma gitmeyen bir söz duydum diye insanı kapı dışarı etmem, dedi. Böyle söylemesine rağmen A-Zhao son birkaç kelimenin ağzından sert çıktığını duydu, sanki Xiaoman kendi söylediği o ‘etmem’e bütünüyle inanmıyordu.
Sonra Xiaoman, Qin Nine başka bir şey söyledi mi, diye sordu. A Zhao her yıl Shangsi bayramında feneri ödünç aldığını, pencere kenarında bir süre yaktığını, dönüp birlikte yemek yemesini istediğini olduğu gibi aktardı. Yaşlı kadın adına, seni hep bekliyor, diye bir şey eklemedi. Xiaoman ayakkabıyı sıkıp geçmişi açmayacağını söyledi mi, diye sordu. A Zhao başını sallayınca ayakkabıyı masaya bıraktı. Kendisinin de dışarıdayken iki kez haber yolladığını, ilkini su yoluyla giden bir yolcuyla, ikincisini kumpanyayla yol alan bir hemşeriyle gönderdiğini ve ikisinden de yanıt gelmediğini söyledi.
“Belki yolda haber ulaşmamıştır,” dedi Azhao.
Xiaoman başını kaldırdı. A Zhao o anda kestirip attığını hissetti. Sanki suçu yola yüklemekle anneyle kızın bir daha düşünmesi gereken hiçbir şey kalmayacaktı. Bilmediğini, o evlilik meselesini bile henüz sormadığını kabul etti. Xiaoman onu daha fazla sıkıştırmadı. Yalnızca feneri tekrar pencerenin yanına kaldırmamasını, burada prova yapanların ona çarpabileceğini, birazdan kostüm sandığının yanına koymasının yeterli olacağını söyledi.
A Sheng yine döndü. Bu defa yüzünü yıkamıştı ama yalnızca yarısını. Annesine bambu parçasını göstermek, yarın birini bulup bir delik daha açtıracağını söylemek istedi. Xiaoman önce yazını bitir, deyince çocuk hemen Qin Nine’yi öne sürüp fener satan anneannesinin de yazı okuyup okuyamadığını sordu. Xiaoman bir an durdu, senden daha çok karakter bilir, dedi. Bu cevap çocuğu memnun etmişe benziyordu. Bambuyu kucaklayıp gitti, az önce kimin elini ayakkabının üzerinde durdurduğundan haberi yoktu.
Öğleden sonra Gao Man iki top kumaş getirdi. Bunlar A-Zhao için değil, sıradaki yeni kostümlerde ortak kullanılacak malzemeydi. Kat sayısını küçük bir tahta levhaya yazıp Xiaoman’a iade edilecek kumaşla işe yaramayan kenarları yine aynı yığına koymamasını söyledi. Xiaoman bildiğini söyledi ama Gao Man bir yeri daha gösterip ondan da olur cevabını almadan gitmedi. A-Zhao kumaşa dokunmak için elini uzattı. Teknede dokunamadığı kumaştan kalan o küçük merak yine uyanmıştı. Xiaoman’ın baktığını görünce hemen elini çekti.
«Dokunacaksan dokun,» dedi Xiaoman. «Ama bir bakışta kumaş iyi deme. Bunlardan biri eskilikten gevrekleşmiş, önce söküp denemek gerek.»
A Zhao bunun sırf nezaket değil, bir iş olduğunu anladı. Xiao Man gri mavi eski bir giysi çıkarıp ertesi sabah önce küçük bir yerini değiştirmesini, birkaç dikişe ve bağa baktıktan sonra devamını konuşacaklarını söyledi. A Zhao bugün başlayıp başlayamayacağını sordu. Xiao Man dışarıdan eğik gelen ışığa bakıp bugün önce kalacak yer bulmasını ve karnını doyurmasını söyledi; daha baştan geceleri uykusuz geçirirse üç gün sonra yine yorgunluktan doğru dürüst konuşamayan biri kalacaktı.
Bunu söyledikten sonra Xiaoman, yemediği yarım çöreği kenara çekip yarısı sökülmüş kostümü yeniden eline aldı. Azhao baktı ama sözleriyle yaptığının birbirini tutmadığını söylemedi. Yalnızca az önce çıkardığı eski ipliği masaya dağılmasın diye bir kâğıda sardı. Yan odada çocuk ezberden okurken bir karakteri yanlış söyledi. Annesi seslenip düzeltti ama iğnesi hiç durmadı.
A Zhao Güney Salonu'ndan ayrılırken feneri kostüm sandığının yanında bıraktı, hana yalnız bambu sandığını götürdü. Qin Nine'nin bekleyişinden kesinlikle bir haber çıkacakmış gibi konuşmadı. Küçük bir tadilatı deneyecek olmasını da toplulukta yerini sağlamlaştırmış saymadı. Tezgâhın arkasındaki hancı ona bir yatak tahtası gösterdi. A Zhao bu kez önce akşam iğneyle çalışabileceği bir köşe isteyip isteyemeyeceğini sordu. Sonra sandığını usulca bıraktı. Yarım çörek karşılığında aldığı bakır para hâlâ harcanmamıştı.
· Bölüm sonu ·
Bu kitap, yapay zekâ desteğiyle yazılmış; Zhang Ruoxu’nun 《春江花月夜》 (Bahar Nehrinde Çiçekli Mehtap Gecesi) eseri ile özgün kısa öykü 《借灯还舟》 (Lamba Ödünç Alıp Tekneyi Geri Getirmek) temelinde genişletilmiştir. Kişiler, coğrafya ve olaylar bütünüyle kurgusaldır; özgün şiirin çevirisi, yeniden yazımı veya şairin biyografisi değildir.
Yorumlar
Yorumlar yükleniyor…
Ne söylemek istersin?Yorumlara katılmak için giriş yap →