Eski Çin atmosferinde yolculuk ve toplumsal ilişkiler üzerine uzun roman
Nehri Bir Kez Daha Geçmek
酷无极 · Yapay zekâyla yazım · 10382 karakter · Yaklaşık 8 dakika
Dokuzuncu ayın on ikisinde Xiaoman Tongxu’da yolcu teknesindeki iki levhayı gördü. Önce eski bakırın rengini tanıdı, sonra tekneyi kullananın Ding Quan olduğunu fark etti. A Zhao öbür uçta oturmuş, yeni bir tekne tahtasının kenarından artan parçayı dizlerinin üzerinde tutuyor, Ding Quan’la boyaları karşılaştırıyordu. A Sheng kitap çantasıyla tekneye atlamak istedi. Ding Quan sırığı enine tutup önce teknenin iyice yanaşmasını beklemesini söyledi. Çocuk bu kez tekneye binmeyi bildiğini söyleyip karşı çıkmadı. Halat sıkıca tutulunca tahtaya adım attı.
Kısa geçişin ücreti hâlâ sekiz wendi. Xiaoman parayı Ding Quan’ın uzattığı avuca bıraktı. A Zhao anne oğulu görünce gülümseyip tahta parçasını yana çekerek oturacak yer açtı. Önceki gün Lanting’den ayrılmış, dün önce Liuwan’a uğramış, bugün de sular kabardıktan sonra doğu iskelesindeki yanaşma yerini görmek için Ding Quan’a katılmıştı. Özellikle birini beklediği yoktu. Xiaoman onun parmaklarına yine tekne boyası bulaştığını görünce, tiyatrodan bu tekneye dönmüş olmasının onu eski hâline döndürmediğini birden hissetti.
Nehirden esen rüzgâr artık serindi. Asheng, anneannesinin elden geçirdiği ayakkabıları giymişti, üstleri artık gerilmiyordu. Xiaoman annesine fazla bir şey getirmemişti. Lanting’de sık yenen çöreklerden bir paketle iki rulo yeni fener kâğıdını, eski kumaştan kendi diktiği çantaya koymuştu. Yola çıkmadan önce bir takım yeni giysi götürmeyi düşünmüş, kumaşın yarısını kesip durmuştu. Ya giysi uymaz da kimin beğenisinin doğru olduğu üzerine yine tartışırlarsa? Yarım kalan kumaş hâlâ odadaydı. Vermek istediği her şeyi bu ziyarete yetiştirmesi gerekmiyordu.
Kıyıya çıkınca A Zhao He ailesinin evine döndü, ana oğul da fener dükkânına yürüdü. Kapının dışında genç bir kadın müşteriye eski fenerin iskeletinin çatladığını anlatıyordu. Yalnızca kâğıt yapıştırırlarsa iki gün taşımaya kalmadan yine bozulurdu, en iyisi önce iskeleti değiştirmekti. Xiaoman mektupta adı geçen A Qiao'yu tanıdı. Sözünü bitirene kadar ayakta bekleyip sonra içeri girdi. A Qiao onu görünce hemen Qin Nine'yi çağırmadı. Önce müşterinin fenerini sağlamca koydu, küçük bir kâğıda işaret düştü, ancak sonra dönüp Xiaoman'ı içeri buyur etti.
Qin Nine arka taraftan çıktı, kol ağzına tutkal bulaşmıştı. İlk sorusu yine teknede üşüyüp üşümedikleri, ikincisi de neden yine kâğıt getirdiği oldu. Xiaoman’ın içi sıkıştı, çantayı neredeyse bacağının yanına geri koyacaktı. Ama annesi çoktan rulolardan birini alıp yoklamıştı. Bunun kalınlığı iyi, dedi, birkaç gün önce fiyatını sormuş ama paraya kıyamamıştı. Xiaoman elini çekmekte biraz gecikti, annesi de acele ettirmedi. Kâğıt rulosunu böyle birlikte tutmak, önce memleketi özleyip özlemediğini sormaktan daha kolay geldi.
Asheng çoktan masaya koşmuştu. Kâğıdı bastıran küçük taşın yeni olduğunu, geçen sefer bıraktığı taş olmadığını ilk bakışta anladı. Nine Qin önceki taşın fazla yuvarlak olduğunu, dolabın altına yuvarlandığını, dolabı çekip daha aramadığını söyledi. Çocuk hemen yere kapanıp bakınca odadaki herkes güldü. Xiaoman üstünü kirletmesin diye onu kaldırmak istedi, ama annesinin taşı çıkarması için çoktan uzun bir bambu şerit uzattığını görünce sözünü dilinin ucunda tuttu. Dolabın altını yoklayıp durdular, taştan önce iki eski bakır para çıkardılar.
Öğle yemeğinde bahardaki gibi donatılmış bir sofra yoktu. Bir tabak fasulye, bir balık vardı, çorbaya konacak taze soğan da küçük bir tabakta ayrı duruyordu. Çocuk tabağı görünce güldü, iki sap alıp kâsesine koydu ve Öğretmen Shen’in evinde yapılan soğanlı çöreğin güzel olduğunu söyledi. Qin Nine ağzını açıp demek yiyormuşsun, diyecekti, Xiaoman’a bir bakıp bir dahaki sefere ben de pişireyim mi, diye sordu. A Sheng çöreğin ince olup olmadığına bağlı, dedi. Annesi burnundan bir ses çıkardı ama tabağı eliyle çocuğa biraz daha yaklaştırdı.
Yemekten sonra Aqiao bir yerde kullanılacak rengi sormak için arka kapıya geldi. Qin Nine kalkıp gitmeye davranınca Xiaoman’ın içi tuhaf oldu. Bunca güçlükle dönmüştü ama annesi bütün günü ona ayırmamıştı. Hemen mayısta Lanting’de kendisinin sahneye yetişmek için nasıl acele ettiğini hatırladı. Sonra da böyle anlayışlı olmaya öfkelendi. Nedenini anlayınca insan niye hâlâ biraz güceniyordu? Her üzüntünün kalmasına izin vermeden önce kimin daha haklı olduğuna bakmak mı gerekiyordu?
Boş tabakları yıkamaya götürürken A Qiao kapının önünde yol verip ona «Xiaoman Abla» dedi. Öyle doğal söylemişti ki sanki bir şey için yarışmaya gelmemişti. Xiaoman annesinin ona dış halka için kendi eski kalıbını kullanmalarını, iç halkada ise onun yöntemini deneyebileceklerini söylediğini duydu. Ardından ikisi de bir süre kendi dediğinde diretti. A Qiao annesinin bu hâlini her gün görüyordu. Tuzu hangi dolaba koyduğunu, hangi bambu şeridinin bükülmemesi gerektiğini biliyordu. Oysa kendi kızı olan Xiaoman artık pek çok şeyi onun kadar iyi bilmiyordu.
Arkasını dönüp tuz aradı ve gerçekten de yanlış dolabı açtı. Annesi içeri girip gülmeden, ocağın soluna taşıdım, orası daha az nemli, dedi. Xiaoman balığa fazla tuz serpti. Annesi «Bu kadar tuzla nasıl yenir?» demeden duramadı. Xiaoman'ın eli durdu, spatula az daha yandaki çorba kâsesini deviriyordu. İkisi birden birer elini uzatıp kâseyi tuttu, bilekleri çarpışınca aynı anda acıyla nefes çektiler. Arkalarındaki A Sheng gülmekten iki büklüm oldu.
“Gülme sen.” dediler yine neredeyse aynı anda. Söz ağızlarından çıkınca kendileri de tutamadı. Balık hâlâ tuzluydu; gülmek kimseye başka bir balık var etmiyordu. Annesi küçük bir yarım kâse sıcak su koydu, isteyen lokmasını çalkalasın diye. Xiao Man iyi niyetle yemek yaptığını söyleyip kimsenin ağzını kapatmadı; annesi sert konuştu diye tabağı kaldırıp yemelerini de engellemedi. Akşam yemeği öğle yemeğinden uzun sürdü. Masada birkaç yerde balık kılçığı kaldı, kimse her şeyi derli toplu bir görüntüye sokmak için acele ettirmedi.
Gece, geri gönderdiği eski perdenin yarısını arka kapıda asılı gördü. Kenarına yeni bir sıra mavi dikiş çekilmişti. Annesi perdenin eskiden uzun olduğunu, ayaklarına dolanıp durduğunu, kısalınca girip çıkmanın kolaylaştığını söyledi. Xiaoman kumaşa dokundu. Annesine eski giysiye kıyamayıp kıyamadığını sormadı, on altı yıl önce kumaş kesildiğinde duyduğu acıya da iç ısıtan bir gerekçe aramadı. Makasın o vuruşu o zaman canını yakmıştı, bugünkü kenar da gerçekten iyi dikilmişti. İkisi de yerli yerindeydi. Birini içeri almak için ötekini silmek gerekmiyordu.
Ayın on üçünde Azhao kahvaltıya geldi, ardından Ding Quan’la kira süresinin sonuna yaklaşırken teknenin tahta aralıklarına bakmaya gitti. Xiaoman ona bir kenarda, annesinin Aqiao’yu kendisinden daha çok gördüğünü söyleyip bundan sonra kendisinin ne yapması gerektiğini sormayı düşünmüştü. Ama Luo Yan tam o sırada Azhao’yu bağlama halatının tokasına bakması için çağırdı. Azhao kâsesini koyup hemen gitti. Xiaoman arkasından bakıp kendine güldü. Hâlâ bu insanı yakalayıp oturtmak, iki tarafın da niyetini bilen bir dükkâncıymış gibi kimin kime ne kadar yakın olduğunu ona hesaplattırmak istiyordu.
A Qiao sabah işini bitirince Xiaoman gerçekten de ona fenerci dükkânında artık hangi kâğıtların sık kullanıldığını sordu. A Qiao ayrıntısıyla anlattı, bir şey saklamaya çalışmadı, Qin Nine’yi de her işi kusursuz yapar gibi göstermedi. Yaşlı kadın bazen kâğıt harcamaktan çekinip örneği öyle küçük yapıyordu ki ışığın nasıl yayıldığı anlaşılmıyordu. Xiaoman gülerek ayakkabı ölçüsü alırken kendisinin de öyle yaptığını söyledi. A Qiao önce onunla birlikte yüksek sesle gülmeye çekindi, sonunda o da güldü. Birlikte küçük bir örnek kestiler. Kapıdan onları duyan Qin Nine, kâğıttan tasarruf etmenin kötü bir yanı olmadığını söylemekle yetindi.
Öğleden sonra ırmak kıyısında ağ kurutanlar vardı, A Sheng bakmaya gitmek istedi. Nine Qin Xiaoman'a kapı anahtarlarından birini verdi, çocuğu alıp ağır ağır dolaşmasını söyledi; kendisinin müşterinin beklediği feneri bitirmesi gerekiyordu. Xiaoman anahtarı tutarken annesinin geçen gelişinde gece pencereyi kimin kapatacağını sorduğunu unutmadığını biliyordu. Yine de kapıda kalıp annesine bir süre baktı. Annesi sonunda başını kaldırıp ona bakınca elini salladı, çocuğu alıp çıktı; bir kez daha görülmek isteyişini zorla ihtiyacı yokmuş gibi göstermedi.
Su kıyısındaki ışık öyle parlaktı ki Xiaoman gözlerini kıstı. A Sheng çömelip yırtık ağın nasıl onarıldığını seyretti, babasının da bunu yapıp yapamadığını sordu. Biraz bilirdi, dedi Xiaoman, pek iyi yapamazdı ama ne hızlı yaptığını anlatmayı severdi. Çocuk güldü, flüt çalabilir miydi, diye sordu. Xiaoman hayır dedi ama başkalarına uyup gelişigüzel üflemeyi severdi. Eskiden Lu Zheng’den söz ederken onun iyi bir yanını eksik anlatırsa onu biraz daha az anmış olmaktan korkardı. Şimdi çocuk, ağın yamasını eğri yapan birini duyunca, yalnızca cesur bir davulcuyu dinlediği zamankinden daha çok soru sormak istiyordu.
Dükkâna döndüklerinde annesi bir feneri deniyordu. Xiaoman fenerin arkasında durup kâğıda düşen gölgesine baktı, birden oyundaki duruşlardan birini yaptı. A Sheng bunun Saz Çiçeği İskelesi’ndeki uğurlama olduğunu herkesten önce anladı. Koşup bir bambu şeridi sırık gibi eline aldı. Qin Nine kâğıdı delecek diye elini önüne uzattı ama şeridi bırakmasını söylemedi. A Qiao çoktan gitmişti, dükkânda yalnızca üçü vardı. Annesi Xiaoman’ın bir kez dönüşünü seyretti. Uzun bir aradan sonra kolları şimdi bahardakinden daha düzgün yapmışsın, dedi.
Xiaoman bunun bir sahne giysisi değil, gündelik bir giysi olduğunu söylemek istedi, sonra sözünü yarıda kesti. Belki annesi onu övüyordu, belki de gerçekten yalnızca yenleri görmüştü. Annesine sonbahar oyununda Aheng’i yine Lu Heniang’ın oynayacağını, kendisinin anne rolünü söyleyeceğini, sözlerin de yeniden değiştiğini anlattı. Annesi başrol mü diye sormadan yeni ölçüdeki o duraklamayı söyleyerek gösterdi. Sözleri unutunca gizlemedi, bu kısmı biraz daha çalışması gerektiğini söyledi. Annesi dinledi, çok yoruldun mu diye sorup bütün oyunu oracıkta kapatmadı.
Ayın on dördünde yola çıkarken Qin Nine kışın dönüp dönmeyeceğini sordu. Xiaoman, gösteriler daha belli değil, kesinleşince önce yazarım, sen şimdiden bilet alma, dedi. Annesi içgüdüyle “Kim alırmış ki?” diye çıkıştı. Sesi yükselmişti, ikisi de duydu. Bir an durup “Anladım,” dedi. Çocuk sonunda bulduğu yuvarlak taşı kesesine geri koydu. Flüt resmini ise masada bırakıp anneannesine, yazıyı yanlış yazarsan resim çizebilirsin, dedi. Qin Nine resmin de yazıdan güzel olmayabileceğini söyledi ama kâğıdı alıp dolabın üstüne kaldırdı.
Xiaoman çıkmadan önce dolabın yanında geçen sefer almadığı iki chi uzunluğundaki mavi kumaşı gördü. Annesi götürmek ister misin diye sordu. Bu kez sandıkta yer var, olur, dedi. Birlikte katladılar, bu defa kumaşı kesip başka bir şeye çevirmediler. Xiaoman A Sheng’e ince bir yelek dikmek istiyordu. Çocuk seneye de büyüyecekti, ne kadar pay bırakacağına dönüp ölçtükten sonra karar verecekti.
Kısa geçişi yine Ding Quan yaptı. Azhao onları kıyıya kadar geçirdi, bir sonraki sonbahar temsilinde görüşmek üzere sözleştiler. Kendisi de bugün yola çıkacak, o da Lanting’e ancak yarın varacaktı. Birkaç söz daha etmek uğruna bir gece daha gecikmeyecekti. Xiaoman fener dükkânının olduğu yöne döndü. Kapının önündeki annesini göremedi, yalnızca kurumaya bırakılmış yeni kâğıtlardan birazı görünüyordu. Anne, hadi dön, diye seslenmedi. Suyun üzerinden ne kadar yüksek bağırsa da annesinin kıyıdan dükkân kapısına kadar yürüyeceği yolu onun yerine yürüyemezdi.
O gece Sangqiao'daki handa A Sheng yüzüstü uzanıp küçük bir kâğıda birkaç satır yazdı. Yuvarlak taşın Sangqiao'ya ulaştığını anneannesine bildirmek istiyordu. Xiaoman bu kadar küçük bir haber gönderilmez diye gülmedi, alıcının adını yazmasına yardım etti. Yanına kendisi de birkaç satır ekledi. Önce tuzlu balığın pirinç lapasıyla aslında iyi gittiğini yazdı, ardından «Bir dahaki sefere tuzu ben koyayım, daha az koyarım,» diye ekledi. Kâğıdı ancak ertesi gün Lanting'e vardıktan sonra dönüş teknesiyle gönderdiler. Haber gidip gelmek için hâlâ zamana ihtiyaç duyuyordu ama bütün sözler artık A Zhao'nun elinde bir fenerle ikisinin arasına gelmesini beklemiyordu.
· Bölüm sonu ·
Bu kitap, yapay zekâ desteğiyle yazılmış; Zhang Ruoxu’nun 《春江花月夜》 (Bahar Nehrinde Çiçekli Mehtap Gecesi) eseri ile özgün kısa öykü 《借灯还舟》 (Lamba Ödünç Alıp Tekneyi Geri Getirmek) temelinde genişletilmiştir. Kişiler, coğrafya ve olaylar bütünüyle kurgusaldır; özgün şiirin çevirisi, yeniden yazımı veya şairin biyografisi değildir.
Yorumlar
Yorumlar yükleniyor…
Ne söylemek istersin?Yorumlara katılmak için giriş yap →